Harvey, Irma, Jose: Küresel ısınmanın gezegenimiz üzerindeki etkisi katlanarak artıyor – Stéphane Foucart

Peşpeşe yaşanan afetler akla ilk olarak hiç kuşkusuz küresel ısınma ve iklim değişikliğini getiriyor. Le Monde’dan Stéphane Foucart’ın 8 Eylül 2017’de bu konuyu derinlemesine el aldığı yazıyı Haldun Bayrı çevirdi.

Şahitler bunu tanımlayacak sözcük ve sıfat sıkıntısı çekiyor: Barbuda, Saint-Martin ve Saint-Barthélemy adaları büyük tahribata uğradı ve bu daha sadece başlangıç. Şimdiye kadar Antiller’de gözlemlenen en güçlü tropikal siklon olan Irma Kasırgası, o üç adaya çektirdiği azaptan sonra, Eylül’ün 9’unu 10’una bağlayan gece beklenmekte olduğu Florida’ya doğru yönelmekteydi. Harvey’nin (başlangıcı 25 Ağustos) sebep olduğu, felaketi andıran sellerin suyu daha çekilmeden, ABD, saatte 300 kilometreye ulaşan rüzgârlarla beraber gelen müstesna şiddetteki yeni bir kasırgayla yüzleşmek zorunda.
Dikkatlerin tam Atlas Okyanusu’na odaklandığı esnada, etkisi küresel ısınma tarafından artırılan, kolaylaştırılan ya da vahimleştirilen tarihî doğa felaketlerinin ateşten topu, bütün gezegenin üzerinden silindir gibi geçmekte. Kanada, haftalarca süren benzeri görülmemiş orman yangınlarından sonra, ülkenin batısındaki acil durum uygulamasını kısa süre önce kaldırdı; Batı Afrika şu son haftalarda kısmen tufanı andıran yağmurların sebep olduğu, yakın tarihinin en büyük çamur sellerine maruz kaldı. Güney Asya’ya gelince, Birleşmiş Milletler’in verdiği rakamlara göre 41 milyon kişiyi etkileyen, 1400’ünü öldüren ve yüz binlerce kişiyi evsiz bırakan tarihî bir musonla karşı karşıya. Ağustos sonunda Bangladeş’in üçte birinden fazlası su altındaydı.
“Bir sisteme sıcaklık kattığınızda olan tam da budur: Kattıklarınız size, su baskınları, rüzgâr ve ateş şeklinde iade eder” diye özetliyor İklim Değişimine Karşı Mücadele Hareketi’nin (350.org.) kurucusu Bill McKibben. “On bin yıl süren holosen’den [1] sonra, artık farklı bir gezegenin üzerindeyiz. Bütün bunlardan çıkarılacak ilk ders ise, aynı yönde daha fazla zorlamamaktır.”
Louvain Katolik Üniversitesi’yle (Belçika) beraber Felaketlerin Epidemiyolojisi [2] Üzerine Araştırma Merkezi’nin (CRED) veri tabanına göre, dünyada vuku bulan doğal felaketlerin sayısı, 2005 ile 2014 yılları arasında, 1970-1979 dönemine oranla dört kat artmıştır. Hesaba katılması gereken çok sayıda etken olsa da, iklim değişikliği bu etkenlerin en önemlilerinden.

Kıskaca alınmış bölgeler

Atlas Okyanusu’nun ötesinde, yeryüzünü etkileyen kasırgaların ve tropikal fırtınaların sayısı inip çıkıyor, fakat git gide daha yıkıcılaşan felaketlerin maliyeti değişmez bir biçimde tırmanıyor. 1980 ile 2016 yılları arasında, The Guardian’ın aktardığı Amerikan federal istatistiklerine göre, ABD her yıl, en azından bir milyar dolara mal olan, ortalama 5-6 meteorolojik felaket yaşamıştır. 2012-2016 döneminde felaketlerin sayısı neredeyse ikiye katlanmıştır. Aslında, Amerikan tarihinin en çok yıkıma mal olan dört kasırgası 2005’ten itibaren yaşandı. Harvey ise, henüz geçici olan tahminlere göre, 180 milyar dolara mal olabilecektir; yani günümüzde kayıtlara geçen en yıkıcı iki kasırganın toplamı kadar: Katrina (108 milyar dolar) ve Sandy (75 milyar dolar). Irma, José ve diğerlerini beklerken…
“İklimsel ısınma, Harvey’deki gibi kasırgalara bağlı çok yoğun yağışların gelme olasılığını değiştirmektedir” diye açıklıyor, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) tropikal siklonlar uzmanı Kerry Emmanuel. “Harvey’ninki şiddetinde yağışların Teksas’ta vuku bulma olasılığı 1990’da yüz yılda birdi; sera etkisi yaratan gaz yayılımlarını azaltmak için hiçbir şey yapılmazsa bunun 21. yüzyıl sonunda her beş yılda bire çıkacağını tahmin ediyoruz.”
Kasırgaların boşalttığı yağışların artışı deniz seviyesinin –20. yüzyıl ortasından beri yaklaşık 20 santim– yükselmesiyle birleşince, böylece gökyüzüyle okyanus arasında kıskaca alınan kıyı bölgelerindeki su baskını riskleri artıyor. Ayrıca, Emmanuel’in eklediğine göre, “İklim ile kasırgalar arasındaki bağlar üzerine çalışan bilim insanları arasında, Saffir-Simpson ölçeğinde en yüksekleri olan 3, 4 ve 5 kategorilerindeki kasırgaların sıklığının iklim ısındıkça artacağı konusunda kuvvetli bir fikir birliği bulunuyor.” Ortalama her yıl oluşan siklonların sayısının artması beklenmiyor, fakat en güçlüler mutad hale gelecektir.

Ölçekler artık durumu tanımlamaya elverişli değil

Derece yükseldikçe en büyük kasırgaların gücü de artacak mı? Bu soru hâlâ tartışılıyor, fakat kısa süre önceki hâdiselerin şiddeti de bilim insanlarını şaşırtıp duruyor. 2013’te Filipinler üzerine çöken Haiyan Tayfunu uzmanlar arasında bir tartışma başlatmıştı: Kimi bilim insanları, bazı boraları saatte 380 kilometreye varan siklonu sınıflandırmaya dahil edebilmek için Saffir-Simpson ölçeğine altıncı bir düzey eklenmesinden yanaydılar.
Yürürlükteki derecelendirme ve konvansiyonel ölçekler her tarafından çatırdıyor. Ağustos sonunda, Amerikan meteoroloji servisleri, Harvey ile boşalan yağışları yağış haritaları üzerinde temsil etmek için yeni bir renklendirme yapılacağını ilan ediyorlardı. ABD’de şimdiye kadar bu düzeyde bir yağış ölçümü yapılmamıştı. Dört yıl önce, kıta-adanın merkezinde 52°C’yi aşan bir sıcaklık tahminini gösterebilmek için Avustralya Meteoroloji Bürosu sıcaklık haritalarına mor rengi eklemişti.
“Aşırı hâdiselerin neye dayandırılacağı daima karmaşık bir iştir” diye hatırlatıyor, Dünya Meteoroloji Örgütü’nde (WMO) bölüm şefi olan Paolo Ruti. “Ama kısa süre önce yapılan çalışmalar, 2003’te Batı Avrupa’yı, 2010’da Rusya’yı, ya da 2013’te Doğu Çin’i vuran sıcaklık dalgalarının, halihazırda yaşamakta olduğumuz küresel ısınma olmasaydı vuku bulmasının son derece ufak bir olasılık olduğunu düşündürmektedir.” Noktasal olayların iklimde neye dayandırılacağı üzerine, dijital simülasyonlar kullanan böyle araştırmalar üç-dört yıldır çokça yapılıyor.
Meteoroloji Araştırmaları Ulusal Merkezi (CNRM) ve Pierre-Simon-Laplace Enstitüsü (IPSL) tarafından yönlendirilen “Extremoscope Projesi” de tam olarak, özellikle Fransa vakasında bu cins bağlar olup olmadığını aydınlığa kavuşturmaya çalışıyor. “Mesela 2015 Yazı’ndaki sıcak hava dalgasının, yaşamakta olduğumuz iklim değişimiyle üç ila beş misli daha muhtemel hale geldiğini açıkça gösterdik” diye açıklıyor, projeye ortak olan İklim ve Çevre Bilimleri Laboratuvarı araştırmacısı (CNRS) Robert Vautard. Aynı şekilde, 2016 İlkbaharı’ndaki gibi, Louvre Müzesi’ni su basmasına yol açan müstesna yağmurlar, günümüzdeki ısınmayla iki kat muhtemel hale gelmiş.
«Cévenol dönemlerdeki [3] en aşırı yağmurlar 1950’li yıllardan itibaren yüzde 20 artmıştır. Bu çalışmayı Akdeniz yayının bütününe yaydık ve aynı dizgede sonuçlar buluyoruz” diye ekliyor Vautard. Eğilim açık bir biçimde görülmekte, fakat dayandırma çalışması sürüyor.

Katlanarak artan riskler

İklim değişiminin etkileri mevsime ve bölgelere göre değişir, diye de hatırlatıyor özetle Robert Vautard. Bir yerde aşırı yağışlar görülürken başka bir yerde kuraklıklar daha muhtemel olabilir. Bölgelere göre yangın riskleri artar. Fransa’da, bu yaz yaşanan vahim yangınlara rağmen, devreye çok sayıda parametre (ormanın parçalara ayrılması ve bakımı, kentleşme, vb.) girdiğinden, eğilim açıkça görülmemektedir.
Ama başka yerlerde artış bârizdir. Mesela Kuzey Amerika’nın henüz insan tarafından parçalara ayrılmamış olan büyük ormanlarında ısınma kendini hissettirmektedir. Yakın zamanda yapılmış çalışmalar Amerika’nın batısında kül olan orman yüzeyinin şu son otuz yılda sadece ısı yükselmesine bağlı olarak iki katına çıktığını düşündürmektedir. Toplamda, 1984’ten beri, Amerikan ormanlarının iklim değişikliği nedeniyle ödediği bedel 40 000km2’den fazladır [4].
“ABD’nin kuzeybatısında ve Kanada’daki Britanya Columbiası’nda bu yaz yaşanan büyük yangınlar sıcaklığın orman yangınları üzerindeki güçlü etkisini göstermektedir” diye açıklıyor, Lamont-Doherty Earth Observatory’de (Columbia Üniversitesi, New York) araştırmacı olup konu üzerine çok sayıda çalışmayı kaleme alan Park Williams. “Britanya Columbiası yanan yüzey anlamında modern çağın en beter yangın mevsiminini yaşıyor” diye teyit ediyor, Idaho Üniversitesi’nde iklim ile yangınlar arasındaki bağlar üzerine uzmanlaşan doçent John Abatzoglou: “Şimdiye kadar yanan 1,16 milyon hektarla, 1958’e dayanan 850 000 hektarlık rekor kırılıyor.”
Nisan ayından itibaren Kuzey Amerika ormanlarını kasıp kavuran büyük yangınlar uzmanları şaşırttı. “Geçen nemli kış göz önüne alındığında, nispeten sakin bir yangın mevsimi yaşanması şansı daha yüksekti. Ama bu yaz, bölgeyi çok sayıda aşırı sıcak dalgası vurdu, sıcaklık rekorları kırıldı ve nemliliği yüzünden kolayca tutuşmayacak olan bitki örtüsünü kuruttu” diye açıklıyor Park Williams. Amerikalı araştırmacıya göre “Sıcaklıkla yangın riski katlanarak artıyor; bunun anlamı şu: Küresel ısınmaya eklenen her bir derecenin bir önceki dereceden daha çok etkisi oluyor.”
Felaketlerle böyle sık karşı karşıya kalan “siyasî sorumlular, fosil yakıtların kullanılması üzerine ideolojik bir yüzleşmeye girmekten çok daha kolay bir yolu seçip, acılar karşısında merhametle davrandıklarının görülmesini istiyorlar” diye kayda geçiyor, uzun yıllardan beri iklim değişikliği üzerine bir düşünce çabası içinde olan Avustralyalı filozof Clive Hamilton. Ağır basan ısınma eğiliminin aşırı olaylarla sonuçlanmasına çoğu zaman kamusal tartışmada yer verilmiyor. “Uzun zaman boyunca, çoğumuz ancak felaketi andıran meteorolojik hâdiseler seri halinde yaşanırsa dünyanın uyanabileceğine ve harekete geçilmesinin hızlanabileceğine inandık” diye sonuca bağlıyor filozof Clive Hamilton. “Fakat şayet bu hâdiseler insan kaynaklı ısınmaya dayandırılmazsa, o zaman hiçbir şey değişmeyecek demektir.”

[1] Holosen, Kuvaterner devri içerisinde yer alan Pleistosen devresinin bitmesinden (11.000-12.000 yıl önce) günümüze kadar sürmekte olan jeolojik devredir. Adı antik Yunancada “tamamen yenilenmiş” anlamına gelir (çevirenin notu).

[2] Epidemiyoloji, toplumdaki hastalık, kaza ve sağlıkla ilgili durumların dağılımını, görülme sıklıklarını ve bunları etkileyen belirteçleri inceleyen bir tıp bilimi dalıdır (çevirenin notu).

[3] “Cévenol dönem” esasen Fransa’nın güneyindeki Cévennes Dağları’nda karşılaşılan bir meteorolojik hâdisedir. Çok şiddetli ve hayli yerel fırtınalar söz konusudur ; bunun beraberinde çoğunlukla su baskınları olur (çevirenin notu).

[4] Türkiye’en büyük ili olan Konya’nın yüzölçümü (çevirenin notu).

Çeviren: Haldun Bayrı

Kaynak: Medyascope