Anız Yangınları Üzerine – Güner Yanlıç

SAKARYA'DA MISIR HASADININ BAŞLAMASIYLA BİRLİKTE YASAK OLMASINA RAĞMEN HER GÜN FARKLI BÖLGELERDE YÜZLERCE ANIZ YAKILIYOR. (BİLAL BİLİR - REMZİ ŞİMŞEK/SAKARYA-İHA)

Endüstriyalist tarım politikası temelde; İnsanın toprakla olan bağını kesmek ve bunun içinde topraksız tarımı desteklemek, bunun sonucunda da kimliksiz tarihsiz bir çiftçi nesli yaratmak ister. Belirlediği ürünler için mazot, sondaj kuyusu, makine, tohum ve gübre desteği vererek üreticiyi kontrol altına almaya çalışır.

Yürürlükteki tarım politikası bu iken Anız yangınlarına sadece üç-beş çiftçinin anızları yakması olarak bakmak yeterli değil ve yanlış olur. Endüstriyel bir tarım politikasının sonucu olduğunu bilmek gerekir. Anız yakma meseleni anlamak için toprağı bilmek gerekir.

Toprak oluşumu, ana materyalin yani ana kayanın çoğunlukla su, buz ve rüzgâr gibi etkenlerle birikmesi ya da bu etkenlere maruz kalmasıyla başlar. Toprak; iklim, toprak organizmaları ve bulunduğu arazinin etkisiyle değişerek gelişir. Bu süreçte su, mineralleri ve elementleri bir katmandan diğerine taşınır; toprağın içinde yaşayan canlı organizmalar topraktaki besinleri tüketip toprağa organik madde ekler ve toprakta yeni mineraller oluşur. İşte, tüm bu etkinlikler toprağı şekillendirir.

1 cm kalınlığında bir toprak tabakasının oluşması için en az 300 ile 1000 yıl arasında bir süre gerekir. Tarımsal üretim yapılabilecek toprak, yüzeye yakın olan yaklaşık 40 Cm derinliğe kadar olan kısımdır.

Anız nedir; buğday arpa, mısır pamuk gibi tarım ürünlerinin hasat edildikten sonra tarlada geriye kalan köklü sap veya sürülmemiş tarlaya anız denilmektedir.

Anız yakma nedenleri çoğunca;

Ürün zararlıları ile mücadele, sigara, cam kırıkları ve farklı nedenlerle ateş yakmalardan kaynaklı sebepleri vardır ama en önemli nedeni ise ikinci ürün ekmek, üst üste tahıl ekilişinde daha kolay sürüm yapmak gibi bahanelerle gizlice yakılmakta, yaktırılmaktadır.

Peki, Zararları nelerdir?

Bitkinin büyümesi için gerekli olan toprağın canlı üst kısmı yani organik maddesi de yanmakta çoraklaşmaktadır.

Su ve rüzgardan kaynaklı korunmasız toprakta erozyon oluşmaktadır.

Su tutma gücü azalmakta böylece toprağın suyu almasını zorlaştırmaktadır.

Yararlı olan birçok böceğinde yok olmasına neden olmaktadır.

Toprağın Doğal yapısı bozulduğu için de verim düşmektedir.

Hava kirliliği yaratmaktadır.

Civardaki hasat edilmemiş ürünlere, meyve bahçelerine, telefon ve elektrik direklerinin zarar görmesine neden olur,

Gözle görünmeyen anlarca mikroorganizmaya zarar vermektedir.

Orman yangınlarına sebep olmakta ve telafisi mümkün olmayan zararlar vermektedir.

Bu kadar zararı olmasına rağmen anız yangınları bitmez ve kontrol altına alınmaz?

Sapların uzun kalmasının sebebi tabana yakın olarak biçilmesi durumunda maliyetinin yüksek olmasıdır. Bu nedenle kısa olarak kesildiğinde saman olan kısım çok olacaktır ama samanın kullanım alanı yani yem olarak kullanımı azaldığı için fiyatı da düşüktür. Bu durumda saman olarak toplamak yerine uzun saplı olarak bırakmak daha karlı görünür ve öyle bırakılır.

Sistemin topraksız tarım politikasını bir yansıması da diyebiliriz bu yangınlara. Uzun vadede çiftçi toprağının çoraklaştığını fark etmeyecek ve bir süre sonra küle dönmüş çorak bir arazinin sahibi olacak böylece toprakla olan bağ bitecektir.

Anızlar daha önceleri; hayvan yemi, kışlık yakacak ve ev yapımında (kerpiç, sıva ve damın yalıtımında ) kullanılırdı. Günümüze ulaşmış 800 yıllık kerpiç yapıların olduğu bilinirse anız yangınlarında hunharca yok ettiğimiz sapın bizler için ne kadar değerli, sistem içinde zararlı olduğu daha kolay anlaşılır. Betonlaşma ve yanlış tarım politikaları bunu işlevsiz hale getirmiştir.

Anızlar yağmuru tutarak toprağın suyu emmesine yardımcı olup heyelan ile toprağın gitmesini de önler, sel oluşmasını önler, oluşan bu seller ve heyelanla her yıl yaklaşık bir cm toprak nehir ve derelere giderek çiftçinin tarımsal toprağı yok olmaktadır. Ayrıca oluşan bu seller ile kimyasal gübrelerle bezenmiş topraklarda en yakın dere ve nehir yatağına akarak diğer su canlılarının yaşamını tehdit eder.

Aç gözlülüğü bir yana bırakıp toprağın nadasa bırakılarak sapların bu sürede çürüyerek organik madde oluşmasına izin verilmelidir.

Anız yangınları ile organik maddeler ve onu dönüştürücüleri olan organizmalarda yok olur. Bu durumda çiftçi kimyasal gübrelerle bu açığı kapatır. Bir süre sonra kimyasal gübre olmadan hiçbir üretim yapamaz ve daha sonra topraksız tarıma geçiş yapmaya kara vermede hiç zorluk yaşamaz ve sistemin tamda istediği yere gelir ve evet teslim olur endüstriyalizme.

Sürülerin otlatılmasının et rekoltesini düşürdüğü ve bu nedenle besicilikte hayvanın en az hareket etmesi üzerine kurulu bir hayvancılık politikası var. Gezemeyen sürüler daha önceleri anızları tüketirdi. Doğal olarak da yakılacak anız kalmaz otlanan bu hayvanlarda anızı tüketerek organik madde olarak toprağa geri bırakarak verimi artırırdı. Bu şekilde hem doğal üretim olur hem hayvanlar daha sağlıklı ve doğru beslenirdi.

Endüstriyalizm bu kadar gelişmemişken, her çiftçi evinin ihtiyaçları için küçük çaplı hayvancılık yapardı ama köy bakkallarına kadar giren sistem çiftçinin ihtiyacı olan yoğurt, süt ve et üretiminde rekabet gücünü elinden alarak bu tür besicilik yapmasının önüne geçmiştir. Daha önceleri harman döneminde anızlar bu şekilde hayvanlar için otlak olarak kullanılmakta ve yakılacak anız kalmamaktaydı.

Koçerlik gibi geçimlik ekonomisi temelinde yaşamlarını devam edenlerin sürülerini otlaklarda güvenli bir şekilde dolaştırmaları sağlanmalı ve bu küçük üreticiler desteklenmeli ki; bu anızlar hayvanlar tarafından saman olarak yenmeli artan kısmı da kışlık yem olarak toplanmalıdır. Bir nebze de olsa anız yangınlarının önüne geçilebilmeli.

Bu durum da hayvancılığın desteklenmesi anızın kullanılması için geçerli bir yöntemdir.

Ha birde mahalli çevre kurulunca anız yakmak yasaklanmış ve yakanlar hakkında T.C.K. 383 ve 583 maddelerle cezai müeyyide uygulanmaktadır.

Bu durumda; Hem kanunu var hem müeyyidesi yok hem de buna mecbur bırakılan çiftçi için Anız yakmak şaka gibi bir üçgende çaresizliktir.