Doğada kayyum yoktur – Güner Yanlıç

Toplumsal ekolojinin esas aldığı konulardan biri de yerelliktir. Yerel bitkiler, canlılar, yönetim ve demokrasi gibi birçok başlıkla yerellik örneklendirilir.

Yerel türler yüz binlerce yıl içinde yaşadığı ortama göre evrilmiş, uyum sağlamış ve yerele adapte olmuştur. Öyle ki bazı türler sadece bulundukları coğrafyada yaşar ve o yöre dışında yaşayamaz. Bu türlere de endemik türler denir.

Tarihsel olarak bakıp örneklersek; bazı evler çatılı, bazıları kerpiç, bazıları taş ve ahşaptan yapılmıştır. Yöresel olan malzeme o yerele en uygun türdür; iklimlendirme, kültür, sosyal yapılanma, doğaya uyum, ekonomik gibi birçok gerekçesi vardır ve bunu yıllar içerinde öğrenmiştir. Doğa-insan birlikteliği organik bir bağla bağlanmıştır.

Yani siz Urfa’ya yerel bir tür olmayan, çok fazla su tüketen bir tür olan pamuğu ekip onu sulama ile üretime devam ederseniz; toprakta tuzlanma, yeraltı ve üstü sularının tükenmesi gibi birçok zararının olmasına neden olursunuz. Sonuç olarak bir müddet sonra tarım yapılamayacak düzeye ulaşmış bir tuzlu toprak ve insan ve insan-dışı varlıkların su ihtiyacının karşılayamayacak kurak bir bölge ve milyonları bulan canlının yok olması veya göç etmesine neden olarak bir ekolojik dengeyi bozmuş olacaktır.

Yerel halklar da yüzbinlerce yılda birlikte barışık dayanışmacı bir yaşamı, engellisi, kimsesizi, yaşlısı ile bir bütün olmuş yaşamı ve ihtiyaçları bu çerçeve de belirlenmiş bir topluluktur. Kentini ve kendini yönetme konusunda politikasını toplumsal vicdan ve ahlaki ölçekte oluşturmuştur. Tüm bireylerini vatandaş değil yurttaşlık bilinciyle bir arada tutar. Herkesin temsiliyette söz söyleme hakkı vardır. Bunun gibi onlarca kriteri bu tarihsel geçmişinden günümüze taşır ve belirleyici kriterleri de bunlardır.

Yerelden yönetimin en önemli ölçütü yerel seçimlerle yerel iradenin etkin kılınmasıdır. Yerel halk binlerce yıllık geçmişinin getirdiği tarihsel, toplumsal, sosyal hafızasıyla değerlendirmeler yaparak kendisi için en uygun adayı seçer. Seçilen bu aday o halkın iradesi olur ve kendi kentini yönetmesi için ona görev verir.

Merkezi hükümetin atayacağı kayyum o halkın iradesinin yok sayılması demek olur. Ve tam da yerel olmayan bir tür yok olmaya mahkumdur. Yerel olmayan türler ise ekstra bakım ve özen gösterilse bile uzun ömürlü olmaz ve bulunduğu flora ya da faunaya adapte olmaz, bir süre tüm uğraşlara rağmen yok olup gider. Halkın iradesi değilse tepeden ya da merkezden yapılan bu atama oradaki halkla asla bütünleşemez çünkü inorganiktir ve bir müddet sonra yok olup gider. Beraberinde yapacağı birçok tahribatın acısını da yerel halka bırakacaktır.

Önceki kayyum deneyimlerine baktığımızda da yerel olmayanın uyumu olmamış, halkla bütünleşememiş, halkın istek ve ihtiyaçlarını anlamaktan uzak bir noktada kalmış ve kısa bir ömürden sonra yok olup gitmiş tarih sayfalarından, kayyum vasfıyla kalmıştır. Ne kentte bir iz bırakmış ne kentlinin yüreğinde yer edinmiştir. Yerelden yönetim anlayışı ve yerel demokrasi derin bir darbe almış ve onarılması zaman alacak bir tahribat silsilesine neden olmuşken aynı yanlışı bir daha yapmak geri dönülmez tahribatlara neden olacaktır.

Diyebiliriz ki; Kayyum ve anlayışı ekolojik tahribattır.

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi