OHAL kapsamında kararnamelerle mesleğinden ihraç edilenlerin kimi tarlasını ekiyor, kimi tavuk yetiştiriyor.

Bahar KILIÇGEDİK/ DERSİM

– Kuru fasulye nasıl ekilir bilmiyorum, sora sora öğreniyorum.
– Kent yaşamını sorguluyorum, doğa ana bana yettiği kadar verecek
– Köpekler, tavukları kaptı kapacak.
– Civcivler çıkmadan önce daha rahattım aslında
– 4-5 gündür sabah 7.00’da kalkıp civcivlerin yemini, sularını verip altlarını temizliyorum.
– Burada hergün farklı bir duyguyla uyanıyorsun o kötü aslında…
– Birgün uyanıyorsun ben artık dönemem, bu da beni geçindirmez başka bir iş yapayım diyorsun.
– Diğer gün uyanıyorsun umarım 3-5 ay, ya da bir yıl içinde işime geri dönerim diye düşünüyorsun.
– Umudumu kaybetmek istemiyorum açıkçası…

Bu diyalog mesleğinden ihraç edilen öğretmen Cihangir Kılınç ile sağlıkçı Ümit Oğuz’a ait. Onlar ihraç olmadan önceki yaşamlarından çok çok farklı bir yaşama geçiş yaptı. Kimi özlediği hayatı yaşıyor, kimi işine geri dönmeyi bekliyor.

15 Temmuz’un ardından ilan edilen OHAL kapsamında yayımlanan KHK’lar, yüz binlerce kamu emekçisini mağdur etti. Mağdur edilenlerin başında muhalif kamu emekçileri geliyor. OHAL döneminde açığa alınan 11 bin 18 KESK üyesinden bin 400’ü kamudan ihraç edildi.

Türkiye’nin diğer illerinde olduğu gibi Dersim’de de kamudan ihraç edilen emekçiler bulunuyor. Nüfusunun yüzde 90’ı alevi olan, muhalif kimliğin güçlü olduğu Dersim’de kamudan ihraç edilenlerin büyük bir bölümü KESK üyesi.

Sağlıkçı Ümit Oğuz, işinden olan emekçilerden… Ailesi 1938 Dersim sürgünü olan Oğuz, Elazığ’da doğup büyüdü. Okuması için büyük çaba gösteren ailesini mahcup etmeyen Oğuz, KPSS’de 90 puan alarak memur olmaya hak kazandı. Asıl alanı matematik olan Oğuz, Dersim’de memur olarak görev yapıyordu.

90 PUAN ALINCA HEDEF OLDU

Dersim’de rekor puanla göreve başlayan Oğuz’un başına gelmeyen kalmamış. KESK üyesi olan Oğuz, ilk önce aldığı yüksek puan kurbanı olur. Türkiye genelinde KPSS’de alınan yüksek puanlarla ilgili yürütülen soruşturmalarda 9 Ağustos’ta FETÖ soruşturması kapsamında açığa alınır. Bir yanlışlık yapıldığını düşünerek, görevine geri döneceğini beklerken bu kez yayımlanan 675 nolu KHK ile görevinden ihraç edilir.

TAVUK YETİŞTİRİCİLİĞİNE BAŞLADI

İşinden olan Oğuz ilk etapta şaşkınlık yaşar, ancak pes etmez. Alternatif üretim yöntemleri üzerine düşünmeye başlar. Memurluktan önce Elazığ’da kısa süreliğine tavuk besleyen Oğuz, tecrübesinden ilham alarak adım atar. Munzur’un kenarında, yemyeşil bir alanı gözüne kestirir. Tapudan araştırarak evin sahibini bulur ve iletişime geçer. Yurtdışında yaşayan arazi sahibi, ‘Arsa ve evi isteğin gibi kullanabilirsin’ deyince Oğuz kolları sıvar. Ablasından aldığı borç para ile 200 tavuk ile kuluçka makinesi alarak işe başlar.

Biz de Oğuz’u tavuk yetiştiriciliği yaptığı Munzur’un kenarında ziyaret ettik. Munzur nehrinin kenarında, Ovacık yolunun karşısında bulunan alanda güleç bir yüzle karşılıyor bizi Oğuz. Bu işe başladığı ilk günden bu yana hiç yalnız kalmamış. Öğrenciler, memur arkadaşları, Dersimliler hep yanında olmuş. Arsasını ona açan ailede elinden gelen desteği sunuyor.

KÖPEKLER RAHAT VERMİYOR

Bizle sohbete başlayan Oğuz’un gözü borç-harçla aldığı tavuklarında. Kaygısı ise çevrede bulunan başıboş köpeklerin tavuklarına saldırması… Tavuk üreticiliği yaptığı alanın etrafını tam olarak kapatamadığından, tavuklara bir saldırı olmaması için tetikte bekliyor. Ardından kendi hayatını anlatmaya başlıyor: “Ben Elazığ’da doğdum, ama bizim aile Dersimli. Ailem 1938 Dersim sürgünlerinden. Dersim ile aramızda her zaman bir bağ vardı. Biz 9 kardeşiz… Hiçbir zaman tepeden inme bir şeye sahip olmadık, hep mücadele ederek kendi çabalarımızla bir yerlere geldik. Babam 30 yıl hamallık yaparak, seyyar satıcılık yaparak beni ve kardeşlerimi okuttu. Çok zor şartlarda eğitim aldık. Başarılı olmak için her anı ders çalışarak geçirdim ve KPSS’de 90 puan alarak Dersim’de göreve başladım. Zaten bu aldığım 90 puandan dolayı ilk önce açığa alındım. Ardından ihraç edildim.”
Asıl alanı matematik olan Oğuz, ihraç edildiğinde iş bulmak için çok çaba sarf ediyor. Başvurduğu dershaneler ve özel sektör işe almıyor. Tüm kapılar kapanınca tavuk yetiştiriciliğine başlıyor. “Tavuk yetiştiriciliğini gerçekten biliyor musunuz” diye sorduğumuzda, “Biraz tecrübe. Araştırarak ve yetiştirerek öğreniyorum” cevabını veriyor.

200 TAVUK’TAN SADECE BİRİ YUMURTLUYOR

Oğuz ile birlikte arsada geziniyoruz. Arkadaşları bir horoz, birde tavuk hediye etmiş. Onları bize gösteriyor. 200 tavuğun içinde sadece kendisine hediye edilen tavuğun yumurtladığını söyleyen Oğuz, başladığı işin hangi aşamada olduğunu da anlatıyor: “Tavuklar yavru olduğu için hala yumurta vermedi. Ama evin bodrumunda kurduğum kuluçka makinesinden 170 civciv elde ettim. Tavuk ve civcivlerin yemlerini cepten yapıyorum. İki ay daha tavuklar yumurta vermeyecek. Ayda 500 TL’den fazla yeme veriyorum. Toplam masrafım 12 bini buldu. Hala bir şey kazanmış değilim. Tavuklar yumurta vermeye başlarlarsa iyi olur.”

NE MÜDÜR VAR, NE DE PATRON

Munzur’un kenarında tavukları ile zaman geçiren Oğuz, işinden memnun. Bu işin memurluktan daha iyi olduğunu vurguluyor. “Hastanede bir sürü müdür, müdür yardımcıları, idarecilerle uğraşıyorduk. Şu anda bana karışan eden yok, başımda patron yok” diyen Oğuz, işin zor tarafının ise boş zamanının olmaması olduğunu söylüyor. “Civcivler çıkmadan önce daha biraz daha rahattım. 4-5 gündür sabah saat 7.00’da kalkıp önce onların yemini, sularını verip altlarını temizliyorum. Ardından sabah saat 8.00’da da tavukların yanına gelip onları besliyorum. Sonra kahvaltı yapabiliyorum. Akşam saat 20.00’a kadar burada zaman geçiriyorum. Yanıma arkadaşlarım geliyor. Onlarla zaman geçiriyorum. Burası oradan daha keyifli… Şuan bir kazancı yok. Keşke kazancı olsa, bu işi yapabilsek. Kazancı da olsa bu işi sevebilirim.”

BABASI İHRAÇ EDİLDİĞİNDEN HABERSİZ

Oğuz, şimdilik işinden memnun ancak ailesi bu durumu kabullenmiş değil. 90 yaşındaki babasının ihraç edildiğinden haberinin olmadığını anlatan Oğuz, annesinin bu işi bırakarak Elazığ’a gitmesini istediğini söylüyor. “Annem ‘Gel oğlum ben sana bakarım, illaki işine geri döneceksin’ diyor. Ailemin bana manevi desteği yüksek. Burada her gün farklı bir duygu yaşıyorum. Bir gün umutlu, bir gün umutsuz oluyorsunuz. Bakarsınız 3-5 ay içinde her şey düzelir. Şayet işime geri dönersem burayı işsiz bir arkadaşıma vereceğim” diyor.

DOĞA YAŞAM SUNDU

Dersim’de açığa alındıktan sonra alternatif üretime dönenen tek KHK mağduru Ümit Oğuz değil. Eylül ayında açığa alındıktan sonra, 29 Ekim’de ihraç edilen Eğitim-Sen’li öğretmen Cihangir Erkılınç, doğal yaşama dönme kararı almış. Diyarbakırlı bir arkadaşı, Dersim’e 10 kilometre mesafede bulunan Sorpiyan köyünde aldığı arsayı Erkılınç’a açınca, oda Ümit Oğuz gibi işe koyulmuş.

YEŞİL ALAN YOK EDİLİYOR

Erkılınç’la birlikte arsanın olduğu bölgeye gidiyoruz. Köye yaklaştığımızda dikkatimizi çeken ilk şey bölgede yapımı süren yol çalışması. Yemyeşil meşe ormanlarının arasında giren iş makineleri her tarafı tahrip etmiş durumda. Çift şeritli yolun yapılacağı söylenen alanda doğa katliamı yaşanıyor.

KHK MAĞDURUNUN TARLASI

Yolun geçtiği bölgenin üst kısımlarında ise KHK mağduru Erkılınç’ın arkadaşının 4 dönümlük tarlası bulunuyor. Pertek yolundan 10 dakikalık yürüme mesafesini geçince tarlaya ulaşıyoruz. İhraç edilmeden önce öğrenci yetiştiren Erkılınç, etrafını tel örgü ile çevirdiği tarlada ceviz başta olmak üzere bir çok meyve ağacını yetiştirmeye başlamış. Doğayla iç içe olmanın, ağaç yetiştirmenin heyecanını yaşayan Erkılınç, ektiği fidanları gösteriyor bize. “Fidanlara 3 bin, tel örgüye 6 bin TL’ye yakın para verdik. Eski demir su borularını, geri dönüşüm yaparak tel örgülere destek yaptık. Sanayiden lastikler toplayıp yine tarlanın etrafına duvar yaptık. Üniversite öğrencileri, kendi öğrencilerim ve arkadaşlarımız gelip tarlada çalışarak bize destek verdi. Onların desteği ile elma, dut ve ceviz fidanlarını diktik. Fidanların bulunduğu alanda birde fasulye, domates, biber ve salatalık ekeceğiz.”

İHRAÇ EDİLENLERİN ÇOĞU DOĞAYA DÖNMÜŞ

İhraç edildikten sonra doğaya dönen Erkılınç’ın eşi de öğretmen. Bir yaşında olan olan çocuklarına eşi okuldayken Erkılınç bakıyor. Eşi eve geldiğinde ise öğle saatlerinde tarlaya gidiyor. Tarla ve ev arasında mekik dokuyan Erkılınç, ihraç edilmesinin ardından doğaya yaptığı dönüşten memnun. Hayatı boyunca doğaya dönme hayali yaşadığını anlatan Erkılınç, “Maddi kazanca bakmıyorum. Doğaya dönüş olarak bakıyorum. Bu süreç, yeni alternatif bir şeyler yapabilme imkanını zorunlu kıldı. İhraç edilen arkadaşlarımızın hepsi yeni bir şeyler deniyor. Hayvancılık yapan var. Esnaf olan var. Doğaya dönüp arıcılık yapan, ağaç yetiştiren var. Birbirimizle haberleşiyoruz. Ne yapabiliriz diye konuşup deneyimlerimizi birbirimize aktarıyoruz. Doğayla uyum içerisinde toprağa zarar vermeden burada bir şey üretebilirsek bu durum birçok insana cesaret verecek. Bu nedenle daha çok önemsiyoruz” diyor.

KOLLEKTİF YAŞAM HAYATA GEÇİRİLİYOR

Erkılınç tıpkı kendisi gibi KHK mağduru olan bir başka aile ile birlikte tarlada ekim yapıyor. Yeni yaşam tarzlarını, “Burada Kollektif bir yaşamı hayata geçiriyoruz” sözleri ile özetleyen Erkılınç, kent yaşantısını sorgulayarak şunları söylüyor; “Kent yaşamı bizi o kadar etkiliyor ki, başka bir dünya yok sanıyoruz. Bir çok arkadaşımız, bizi ‘bilmediğiniz bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz’ diye çok eleştirdi. ‘İhraç edildiği için çok kırgın, öfkesini doğaya vermek için gidiyor, kafasını dağıtıyor’ diye düşünenlerde oldu. İnsanları korkutan kapitalizmdir. Kapitalizm, ‘benim dışımda bir dünya yok benimle yaşayacaksın’ diyor. Biz burada bir şey başarırsak, insanlar ‘bunlar şehirde yaşıyorlardı, ama üretmeyi öğrendiler. Demek ki doğaya dönmek o kadar zor değilmiş’ diyecekler. Bizim bu pratiğimiz birçok insana örnek olacak. Bu açıdan bizim şu an tercih ettiğimiz yaşam çok önemli.”

ÖZGÜR OLDUĞUMU HİSSETTİM

İhraç edildikten sonra doğaya dönen Erkılınç’ın çocukluğu köyde geçmiş. Gençlik yılları ise okuyarak… Kendi durumunu “Köyde yaşadım, ama toprağı çok tanımıyordum” sözleri ile özetleyen Erkılınç, deneme-yanılma yöntemi ile ekimler yaptıklarını anlatıyor:

“Neyin nasıl ekileceğini, nasıl dikileceğini sorarak öğreniyorum. Tarlaya ekeceğimiz tohumları köy köy gezerek topluyoruz. Tohumları takas yapıyoruz. Hormonlu bitkilerden uzak duruyoruz. Son 5 aydır doğaya dair çok şey öğrendim. Bitkilere dair birçok şeyi bilmiyormuşum. Mesela kuru fasulyenin nasıl ekildiğini yeni öğrendim. Cevizin yanına hangi ağacın ekileceğini bilmiyordum. Hepsini bu süre zarfında öğrendim. Keşfettikçe, ürettikçe kendime güvenim artmaya başladı. Kent yaşamını sorguluyorum, doğa ana bana yettiği kadar verecek. Çocuğumu burada, toprakla uğraşırken büyüteceğim. Ben burada birey oldum. Özgür olduğumu hissettim.”
Erkılınç’a, ‘Göreve iade edilirseniz bu yaşantıyı bırakır mısınız’ diye soruyoruz cevabı “Kalıcı bir barış olmadan asla dönmeyi düşünmüyorum” oluyor.

KÖYLÜLER SAHİP ÇIKIYOR

KHK mağdurlarının tarımla uğraşması köylülerinde dikkatini çekmiş durumda. Köylerine gelen yeni çiftçilerin ihraç edilen öğretmenler olduğunu öğrenen köylüler, elinden gelen desteği vermeye başlamış. Bazı köylüler ise kendi tarlalarını açarak, “Bizim tarlalarımızda da üretim yapabilirsiniz” demiş. Köylüler tarafından da sahiplenen çiçeği burnunda bu çiftçiler, toprağı işlemekte kararlı.

Kaynak: artıgerçek