MEH ve HDP Ekoloji Komisyonu 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde basın açıklaması yaptı

Bizler, bu topraklarda yaşayan halklar olarak 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü kutlamıyoruz.

Bugün bizler bir kez daha savaşa, savaş hukukuna, tek adam yönetimine inat yaşamımızı da, yaşam alanlarımızı da koruyacağımıza söz veriyoruz.

İnsanlık tarihinin bilinen en büyük ekolojik anlatısı olan Nuh tufanından çıkışın adresi olduğuna inanılan kadim topraklarda; Cudi’de ormanlar yakılmaya başladığında, Nuh’un çocuklarına bu halkların kardeşleri olarak isyanımızı söylemiş, söz vermiştik.

Bu saldırının giderek büyüyeceğini, ülkenin her yerinde, halkları, ormanları, suları içine alarak katliamlara dönüşeceğini, bunun savaşın ilanı olduğunu bilemedik.

Suruç’ta, Ankara Katliamı’nda, Sur’da, Cizre’de, Dargeçit’te, Silvan’da, Derik’te ve diğer yerlerde öldürülenlerle bin kere öldük…

Her geçen gün savaşın şiddeti giderek arttı. Şirketler krizlerinden kurtulsun, iktidar egemenliğini korusun diye sürdürdükleri savaş hukuku ile ciğerlerimizi dağlamaya devam ediyorlar…

Barajlarla dereleri tutuklamaya, suları kanallara almaya, suyu, ormanları yaşamdan koparıp şirketlere teslim etmeye; madenleri dağları deliş deşik eden, tüm canlı sistemi ölüme mahkûm eden bir şekilde çıkarmaya; taş ocakları ile dağları, yol projeleri ile yaylaları deşmeye, ormanları yok etmeye; doğal varlıkları askeri ve güvenlik politikalarının bir aracı olarak kullanmaya devam ediyorlar. OHAL kapsamında halkların katledildiği, mahallelerin yakılıp yıkıldığı alanlar inşaat şirketlerine, enerji şirketlerine devrediliyor.

Acele kamulaştırma yasası ve torba yasalar ile zeytinlikler, mera, yaylak ve kışlak alanlar kullanıma ve sanayileşmeye/sermayeye bırakılıyor; kıyı bölgeleri, kıyılar doldurulmaya ve yapılaşmaya açılmaya çalışılıyor.

Hayvanların yaşam, üreme, beslenme alanları, geçimlik hayvancılığın temel alanı olan meraların vasıflarını, sermayenin kullanımını kolaylaştırmak için yeniden düzenliyorlar. Zeytinliklere el konacak düzenlemelerle, zeytinliklerin sanayiye, şirketlere devri “yasal” hale getiriliyor, geçimini sağlayan çiftçiden ve topraktan koparılmaya çalışılıyor.

Beş bin yıldan beri var olan, UNESCO miras listesindeki Sur ve Hewsel Bahçeleri’ni yapılaşmaya açmaya, Sur’daki mahallelerde yaşamını sürdürmeye çalışan halkı zorla evlerinden atmaya çalışıyorlar. Uluslararası alanda kaybettikleri prestiji Mersin’e, Sinop’a, İğneada’ya nükleer santral yapma vaatleri ile geri almaya çalışıyorlar.

Betonkent haline getirilen, bina yıkımları ile her yanı griyle, asbest tozları ile kaplanan, yaşam alanları talan edilen, yıkılan  İstanbul; şirketlerin ve iktidarın rantı ile kuşatılmış durumda. Kıyıları inşaat hafriyatları ile dolduruluyor. AKP iktidarı boyunca ekolojik yıkımın merkezi haline gelen İstanbul’un kolektif hafızasında önemi olan mekanlara dönük tüm saldırılar, Sur’da yapıldığı gibi kentin kimliğine, kültürüne müdahaledir. Kuzey ormanları, sulak alanlar ve kent koruları için yapı ruhsatları inşaat izinleri çıkartıldı. İstanbul’un yaşam kaynağı olan Kuzey Ormanları; 3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul gibi 1453 kamyonlu katil projelerle geri dönülemez bir cinayetle yok edilmekte. Soylulaştırma tehdidi altındaki İstanbul, AVM ve rezidansların gölgesinde, inşaat şirketlerinin şantiyeleriyle yok ediliyor. Sermaye gözünü yoksulların, muhaliflerin, göçmenlerin yaşam alanlarına dikmiş durumda. İstanbul halkları tekçi, talancı anlayışa, şirketlerle ortak yaşam alanlarımıza saldıran iktidara geçit vermeyecek.

Geçimini hayvancılıktan, sebze ve meyve bahçelerinden, denizden çıkaran çiftçiler, balıkçılar giderek açlığa sürüklenirken; halklar yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklardan, geçmişinden, evlerinden, mahallelerinden koparılmaya çalışılırken; meralar, kıyılar, tarım alanları, zeytinlikler, ormanlar, dereler, halkın yaşadığı mahalleler şirketlere teslim edilirken; halkların yüzlerce yıldır bir arada yaşadığı bu kadim topraklar şirketlerin iş makinaları, devletin ve çetelerin savaş araçları ile katledilirken; bizler, bu topraklarda yaşamın özgürlüğü için mücadele edenler “Dünya Çevre Günü” ilan edilen sistemin-egemenlerin dayattığı bu günü kutlamıyoruz. Amed’den, İzmir’den, Antalya’dan, Urfa’dan, Bodrum-Muğla’dan, İstanbul’dan, bu ülkenin dört bir yanından isyanımızı haykırıyoruz.

Bizleri dayanışmaya çağıran, ormanlara, evlere, kırlara, bahçelere düşen korlara avuçlarıyla su, umut taşıyan halklara;

Yaralı hayvanları kucaklayan Nuh’un çocuklarına;

İlyada, Odysseia destanlarında zeytinleri yaşamın tümüne ait kılan Homeros’a;

Gezi’den Cudi’ye, Hewsel’e; Sur’dan Olimpos’a;

Karıncadan, arıya, kuşlara; derelerden, ormanlara, zeytinliklere;

Sur’da suları, elektrikleri kesilerek, savaş zorbalığı ile evleri yıkılarak mahallelerini terk etmeye zorlanan halka;

Meraları, zeytinlikleri zorla ellerinden alınmaya çalışılan çiftçilere;

Denizleri marinalarla doldurulmaya çalışılan, betonlara gömülmeye çalışılan balıkçılara, balıklara söz olsun…

Sur, yüzlerce yıldır barındırdığı halklara aittir. Yıktırmayacağız, yıkılmasına  göz yummayacağız. Zeytinlikler, ormanlar, mera-kışlak ve yaylalar, kıyılar tüm canlılarındır… Yok edilmesine izin vermeyeceğiz.