Neden Ekososyalizm: Kızıl-Yeşil bir Gelecek için (1) – Michael LÖWY

Toplumsal ve ekolojik bedellerine bakmaksızın kâr maksimizasyonu güdüsüyle işleyen kapitalist sistem, adil ve sürdürülebilir bir gelecek vizyonu ile uyumsuzdur. Ekososyalizm, toplumun ve ekolojinin yararını öne koyan radikal bir alternatif sunuyor. Emeğin sömürüsü ile çevrenin sömürüsü arasındaki bağlantılara duyarlı olan ekososyalizm, hem reformist “piyasa ekolojisi” hem de “üretimci sosyalizm”e karşıdır. Güçlü şekilde demokratik yeni bir planlama modelini benimseyerek, toplum, üretim araçlarının ve kendi kaderinin kontrolünü eline alabilir. Daha kısa çalışma süreleri, ve tüketimcilik yerine hakiki ihtiyaçlara odaklanmak, “var olmayı” “sahip olmanın” üzerine yükseltmeye ve herkes için daha derin bir özgürlük algısına ulaşılmasına yardımcı olabilir. Bu vizyonu gerçekleştirmek için çevrecilerin ve sosyalistlerin, mücadelelerinin ortak ve Büyük Geçiş’i amaçlayan daha genel bir “hareketlerin hareketi”ne bağlı olduğunu anlaması gerek.

Giriş

Günümüz kapitalist uygarlığı krizde. Sınırsız sermaye birikimi, her şeyin metalaşması, emek ve doğanın acımasızca sömürülmesi ve bunun sonucu olan amansız rekabet, sürdürülebilir bir geleceğin temellerinin altını oyuyor, dolayısıyla, insan türünün var kalışının kendisini riske atıyor. Karşımızda derin ve sistemsel bir tehdit var, dolayısıyla derin ve sistemsel bir değişim, yani Büyük Geçiş gerektiriyor.

Ekolojinin temel ilkeleri ile Marksist politik ekonomi eleştirisini sentezleyen ekososyalizm, sürdürülebilir olmayan statükoya radikal bir alternatif sunuyor. Piyasa büyümesine ve nicel genişlemeye dayalı bir kapitalist “ilerleme” tanımını reddederek (ki, Marx’ın da gösterdiği üzere, yıkıcı bir ilerlemedir), toplumsal gereksinimler, bireyin yararı ve ekolojik denge gibi parasal olmayan kriterlere dayalı politikaları savunuyor. Ekososyalizm, hem kapitalist sisteme dokunmayan ana akım “piyasa ekolojisi”nin, hem de doğal sınırları göz ardı eden “üretimci sosyalizm”in eleştirisini getiriyor.

İnsanların ekonomik ve ekolojik krizlerin birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu her gün daha iyi anlamasıyla, ekososyalizm de etki alanını genişletiyor. Ekososyalizm, bir hareket olarak görece yeni olmasına rağmen, temel argümanlarından bazıları Marx ve Engels’in eserlerine kadar gider. Bugün, entelektüeller ve aktivistler bu mirası yeniden gün yüzüne çıkarıyorlar ve insanlığın ve gezegenin gereksinimlerini en başa koyan demokratik ekolojik planlama ilkeleri doğrultusunda ekonominin radikal şekilde yeniden yapılandırılması amacını güdüyorlar.

Çoğu zaman çevre konusunda bilinçsiz olan bürokrasileriyle yirminci yüzyılın “gerçekten var olan sosyalizmleri” bugünün ekososyalistleri için çekici bir model sunmuyor. Onun yerine yeni bir güzergâh çizmeliyiz; daha iyi bir dünyanın yalnızca mümkün olmakla kalmayıp aynı zaman da gerekli de olduğu inancını paylaşan, kürenin dört bir yanındaki çok sayıda ve çeşitlilikte hareketi birbirine bağlayan bir güzergâh.

Demokratik Ekolojik Planlama

Ekososyalizmin özünde, demokratik ekolojik planlama kavramı yatar, burada ekonomi ile ilgili ana kararları “piyasa” veya Politbüro değil, nüfusun kendisi alır. Yeni bir üretim ve tüketim tarzına sahip olacak bu yeni yaşam tarzına doğru Büyük Geçiş’in ilk aşamasında, ekonominin bazı sektörleri bastırılır (örneğin iklim krizinin faili olan fosil yakıt sektörü) veya yeniden yapılandırılırken, yeni sektörler geliştirilecektir. Ekonomik dönüşüme, eşit çalışma koşulları ve eşit ücret odaklı aktif bir tam istihdam arayışı eşlik etmelidir. Bu eşitlikçi vizyon, hem adil bir toplum inşa etmek hem de üretici güçlerin yapısal dönüşümüne işçi sınıfının desteğini almak için esastır.

Nihayetinde, böylesi bir vizyon, üretim araçlarının ve planlama sürecinin özel ellerde olması ile uzlaşmaz. Bilhassa, yatırımların ve teknolojik inovasyonun ortak yarara hizmet etmesi için, karar almanın şu an hâkim olan bankalardan ve kapitalist işletmelerden alınması ve kamusal alana verilmesi gereklidir. O zaman, hangi üretim hatlarının öncelikli olacağına ve eğitim, sağlık ve kültüre hangi kaynakların ayrılacağına, toplumun kendisi – ne küçük bir mülk sahibi oligarşi ne de tekno-bürokratlardan oluşan bir seçkinler grubu – demokratik şekilde karar verecektir. Yatırım önceliklerine ilişkin önemli kararlar – kömürle çalışan tüm tesislerin kapatılması veya tarım sübvansiyonlarının organik üretime yönlendirilmesi gibi – doğrudan halk oyu ile alınacaktır. Daha az önemli diğer kararlar, seçilmiş organlar tarafından, ilgili ulusal, bölgesel veya yerel seviyede alınacaktır.

Muhafazakârlar “merkezi planlama”nın kötülükleri konusunda korku yaysa da, demokratik ekolojik planlama en nihayetinde, bir sürü sebeple daha az değil, daha fazla özgürlük getirmektedir. Öncelikle, kapitalist sistemin, Max Weber’in “demir kafes” olarak tanımladığı, bireyleri zincire vuran “ekonomi yasaları”ndan özgürleşme sunuyor. Mal fiyatları “arz ve talep yasaları”na bırakılmak yerine, toplumsal ve siyasal öncelikleri yansıtacak ve vergiler ve sübvansiyonlar toplum yararını teşvik etmek ve toplumsal hastalıkları caydırmak için kullanılacak. İdeal olarak, ekososyalist geçiş süreci aşama aşama ilerledikçe, temel insan gereksinimlerini karşılamak için kritik olan daha fazla ürün ve hizmet, yurttaşların iradesi doğrultusunda ücretsiz olarak dağıtılmaya başlayacak.

İkinci olarak, ekososyalizm serbest zamanda ciddi bir artış da müjdeliyor. Planlama ve emek zamanın azaltılması, Marx’ın “özgürlük krallığı” adını verdiği şeye doğru iki kararlı adımı oluşturur. Serbest zamanda ciddi bir artış, aslında, işçi sınıfının demokratik tartışma ve ekonomi ve toplumun demokratik yönetimine katılımı için bir önkoşuldur.

Son olarak, demokratik ekolojik planlama, tüm bir toplumun kendi kaderini etkileyen kararları kontrol etme özgürlüğünü icra etmesidir. Demokratik ideal, siyasal karar alma sürecini küçük bir seçkinler azınlığına bırakmıyorsa, aynı ilke neden ekonomik kararlar için de geçerli olmasın?  Kapitalizmde kullanım değeri (bir ürünün veya hizmetin getirdiği yararın değeri) yalnızca değişim değerine veya piyasadaki değere hizmet etmek için vardır. Dolayısıyla, günümüz toplumundaki birçok ürün toplumsal olarak faydasızdır veya hızla geri dönüş için tasarlanmıştır (“planlı eskitme”).  Bunun aksine, planlı bir ekososyalist ekonomide mal ve hizmet üretimi için tek kriter kullanım değeri olacak ve bu, ekonomik, toplumsal ve ekolojik açıdan çok esaslı sonuçlar getirecektir.

Planlama, yerel restoranları, bakkalları, küçük dükkanları veya esnaf işletmelerini etkiliyor olabilecek küçük ölçekli kararlara değil, büyük ölçekli ekonomik kararlara odaklanacaktır. Daha önemlisi, böylesi bir planlama, işçilerin kendi üretici birimlerinin özyönetimi ile de tutarlıdır. Örneğin, bir otomobil üretimi tesisini otobüs ve tramvay üretimi tesisine dönüştürmek, bir bütün olarak toplum tarafından karara bağlanacaktır, ama işletmenin iç organizasyonu ve işleyişi işçileri tarafından demokratik olarak idare edilecektir. Planlamanın “merkezi” veya “merkezsiz” niteliğine dair çok tartışma yapıldı, ama en önemli unsuru, her seviyede – yerel, bölgesel, ulusal, kıtasal veya uluslararası – demokratik denetimdir. Örneğin, küresel ısınma gibi gezegen çapındaki ekolojik meseleler, küresel ölçekte ele alınmak zorunda olduğundan, bir biçimde küresel demokratik planlama gerektirir. Bu iç içe geçen demokratik karar alma yapısı, genellikle “merkezi planlama” olarak son derece hor görülür şekilde tarif edilen şeyin zıddıdır aslında, çünkü kararlar bir “merkez” tarafından alınmaz, uygun ölçekte, etkilenen nüfus tarafından demokratik olarak alınır.

Demokratik ve çoğulcu tartışma her seviyede gerçekleşecektir. Partiler, platformlar veya diğer siyasi hareketler üzerinden halka farklı öneriler sunulacak ve buna göre delegeler seçilecektir. Ancak temsili demokrasi, insanların internet ortamının yardımıyla yerel, ulusal ve sonra da küresel seviyede başlıca toplumsal ve ekolojik seçenekler arasında tercih yaptığı doğrudan demokrasi ile tamamlanmalı ve düzeltilmelidir. Toplu ulaşım ücretsiz mi olmalı? Özel otomobil sahipleri toplu ulaşımı sübvanse etmek için özel vergiler mi ödemeli? Fosil enerjisiyle rekabet edebilmesi için güneş enerjisi sübvanse mi edilmeli? Haftalık çalışma süresi, üretimde bir azalmayı da getirecek şekilde 30 saate, 25 saate veya daha azına mı indirilmeli?

Böylesi bir demokratik planlama, uzmanların sürece dahil olmasını gerektirir, ama katkıları eğitim amaçlıdır; halkın karar alma süreçlerinde değerlendirmeye alması için alternatif sonuçlara dair bilgiye dayanan görüşlerini sunarlar. Halk her zaman ve her koşulda ekolojik açıdan doğru kararlar alacaktır diye bir garanti var mı? Yok. Ama ekososyalizm, kültür değiştikçe ve meta fetişizminin prangası kırıldıkça demokratik kararların giderek daha iyi düşünülüp taşınılmış ve daha aydın kararlar olacağına güvenir. Böylesi bir yeni topluma yüksek seviyede bir sosyalist ve ekolojik bilinç doğrultusunda mücadele, kendi kendini eğitme ve toplumsal deneyim olmaksızın ulaşılabileceği düşünülemez. Ancak her durumda, bunun alternatifleri – kör piyasa veya bir “uzmanlar” ekolojik diktatörlüğü – daha tehlikeli değil mi?

Kapitalist yıkıcı ilerlemeden ekososyalizme Büyük Geçiş tarihsel bir süreçtir, toplumun, kültürün ve zihniyetlerin kesintisiz şekilde devrimci dönüşümüdür. Bu geçişe karar vermek yalnızca yeni bir üretim tarzı ve daha eşitlikçi ve demokratik bir topluma giden yolu açmakla kalmaz, paranın saltanatının ötesinde, reklamlarla suni bir şekilde üretilmiş tüketim alışkanlıklarının ötesinde ve faydasız ve/veya çevreye zararlı sınırsız meta üretiminin ötesinde alternatif bir yaşam tarzına, yeni bir ekososyalist uygarlığa da ufukta yer açar. Böylesi bir dönüştürücü süreç, nüfusun büyük çoğunluğunun ekososyalist bir programı desteklemesine bağlıdır. Sosyalist bilinç ve ekolojik farkındalık geliştirmede belirleyici faktör, yerel ve kısmi karşı karşıya gelişlerden küresel toplumun bir bütün olarak radikal değişimine kadar, kolektif mücadele deneyimidir.

Kaynak:

https://www.greattransition.org/publication/why-ecosocialism-red-green-future

Çeviri: Serap Güneş