Silvan Barajı ile Gelîyê Godernê sular altında kalıyor – Güner Yanlıç

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında planlanmış olan Silvan Barajı ve Hidroelektrik Santrali, 8 baraj ve hidroelektrik santrali ile 23 sulama tesisinden oluşmaktadır. İki yıl sonra su tutmaya başlayacak olan baraj ile Silvan ve Bismil Ovası’nda 235 bin hektar tarımsal alan sulanıp 305 bin kişilik istihdam sağlanacağı söylenmektedir.Yüksekliği 175,5 metre ile bölgede Atatürk Barajı’ndan sonraki en büyük baraj olacak. GAP’ın kilit tesisi olan Silvan Barajı projesinin maliyeti 6,5 milyar ve ülkeye kazancı 1,1 milyar olacak. Şu an yüzde 70’i tamamlanmış olan Silvan Barajı projesine son hızla devam edilmektedir.

Doğa talan edilip, su metalaştırılırken kullanılan argümanlar hep aynıdır; “Çorak ovalar su ile buluşacak”, “istihdam ve ülke ekonomisine katkı sağlayacak”, “dünyada tarım devi olacağız”, “enerjide dışa bağımlılığımız bitecek”, “enerjiye ihtiyacımız var” gibi söylemler ile oluşacak tepkilerin önüne geçmeye, ikna etmeye çalışmışlardır.

50 KÖY VE GELÎYE GODERNÊ SULAR ALTINDA KALACAK

Doğal yaşam hakkı duyarlılığından uzak teknik bilgilerden sonra, oluşacak yaşam ihlalleri, yıkım, talan ve tahribatlara gelirsek;
Silvan, Kulp, Hazro ve Lice ilçelerine ait yaklaşık 50 köy su altında kalacak, daha da önemlisi tarihsel ve doğal bir alan olan Gelîyê Godernê ya da Goderne Vadisi’nin tamamı sular altında kalacaktır. Gelîyê Godernê Dünya mirası olabilecek kadar zengin bir ekosisteme, kültürel bir yapıya ve tarihsel bir geçmişe sahip doğal bir alandır.

Kulp ve Hazro’dan Silvan Barajı alanına kadar onlarca HES yapılmıştır ve bu şekilde başlayan tahribat Silvan Barajı ile devam etmektedir. Bu HES’ler ile vadi tehlike altındadır, can suyu bile yeterli ve düzenli bırakılmamaktadır. Birçok balık ve su canlısının yaşamı bitme noktasına gelmiştir.

ENDEMİK BİTKİLER RİSK ALTINDA

Genellikle vadiler, kuşların uçuş koridorları olup oradaki ormanlık alanlar da göç yolları üzerindeki dinlenme merkezleridir. Silvan Barajı ile oluşacak dolgu, ormanları yok edip koridor dolduracak ve kuşların yaşam koridorları da ellerinden alınacaktır. Güvenlik nedeniyle insanların ulaşamadığı bu alanda domuz, tilki ve onlarca sürüngen canlı türünün doğal yaşam alanları sular altında kalacak ve yaşam şansları kalmayacaktır.

Gelîyê Godernê; Biyolojik çeşitlilik ve endemik bitki türleri ile nesli tükenmek üzere olan birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Kekikleri, melengiçleri, meşelikleri, şelaleleri ile önemli yaşam alanlarına sahip bir kanyon olan vadi, biyolojik çeşitlilik açısından endemik flora ve faunaya sahiptir. Endemik olan bitkilerden gûni ve Mardin geveni Diyarbakır, Mardin ve Siirt çevresinde yetişir. Gelîyê Godernê’ye özgü hiro, yani hatmi de endemik türlerdendir. Bunlar dışında gûni, sahlep, orkide, peygamber çiçeği (Centaurea kurdica), koksor da yöreye özgü endemik türler arasındadır.

Bölgedeki çok sayıdaki mağara, su yolları, su depoları ve kaya kiliseleri, baraj ile birlikte su altında kalacaktır. Vadiye bağlı Hevika ve Kanika’da ve yine vadinin devamında Kelê’de kaya mezarlar ve anıt mezarlar bulunmaktadır. Bunlar da tarihsel ve toplumsal hafıza için çok önemlidir. Değişik zamanlarda hüküm sürmüş olan Mervaniler’den kalma kale ve saray kalıntıları da bulunmaktadır. Gelîyê Godernê’deki bu mağaralar neolitikten günümüze gelmiş ve kültür, kimlik ve tarih oluşturmuştur. Bu yönüyle de dünya insanlık mirasıdır.

Aslında adı konulmamış ve tespit edilememiş onlarca türün olduğu, on binlerce yıllık geçmişinden anlaşılabilir. Sistemce her türlü engelleme yöntemi kullanılmış, güvenlik bölgesinde yıllarca süren yasaklardan dolayı bu türlerle ilgili çalışmalar yapılamamıştır.

DOĞRU TARIM POLİTİKASI OLMAZSA SU ÇÖZÜM DEĞİL

Barajlar, bilindiği üzere en ileri teknoloji ile yapılsa bile 50 yıllık bir ticari ömre sahiptir. Bu 50 yılda biriken toprakların reaksiyonları ile tarımda ya da yaşamın hiçbir alanında kullanılmayacak zehirli bir çökelti geriye kalır. Dünyada birçok ülke bu sorunla karşı karşıya kalmış ve çaresizce çözüm aramaktadırlar.

Ve bu elli yıl için yüzbinler en nihayetinde zorunlu göçe tabi kalmaktadır. Gönüllü istimlak süreci sonuç vermezse, kamu yararı maddesi devreye giriyor, o da sonuç vermezse acele kamulaştırma ile insanların yaşam alanları gasp edilerek göçe zorlanıyorlar.

Endüstriyel tarım politikalarını desteklemek adına yapılan bu çalışmalar yanlış bilgilendirmeler üzerine kurulur. Tarımda toplulaştırma hamlesi ile, olabildiğince organik tarım ve hayvancılık yapan küçük çiftçiler, bitirilmeye çalışılmaktadır. 20 dekar altındaki araziler tek başlarına hiçbir şey yapamıyorlar. Alanlar birleştirilerek büyütülmekte ve sermayeye alt yapı çalışmaları yapılmaktadır. Desteklemeler de bu tarım politikası neticesinde belirlenmekte ve çiftçi sisteme mecbur kılınmaktadır. Sulu tarım yapılarak verim alınmaz, doğru bir tarım politikası olmazsa su da çözüm olmayacaktır.

Barajlarla oluşan en önemli tehlikelerden biri, suyun ticarileşmesinin önünün açılmasıdır. Tüm canlıların yaşam hakkı olan suyun tekelleşmesi, sermayeye devredilmesi, ticarileşmesi kabul edilmezken, su da enerji dağıtımı gibi su tekellerine ihale edilerek sulamada kullanılacak su, artık vanalardan ve parayla akacaktır. Doğal olarak küçük çiftçi de büyük çiftçi ile baş edemeyip sistemin sömürebileceği bir hal alacaktır.

Yaşam alanlarının bu denli fütursuzca tahrip ve talan edilmesi bir an önce durdurulmalı, kabul edilebilir, anlaşılır ölçekte ve ihtiyaç temelinde yapılması gerekmektedir. Sistemin her dediğini onaylayan imzacılar ve bürokratların da vicdanlı olması gerekmektedir. İnsanın da doğanın bir parçası olduğu bilinerek tüm varlıkların bir arada-barışık yaşamasının doğru olduğu bilincine varılmalıdır.

Kaynak: Gazete Duvar