İnsanlık tarihine bakabilmek ve gerçekten iliklerimize kadar anlayabilmenin yolu belki de çemberin en dışına çıkabilmekle mümkün. Yani uygarlığın yarattığı oyunun, tahribatın, değerlerin, çizginin dışına çıkarak bakabilmek… Öte taraftan her şey dünya da insan merkezli, ve insanın üstünlüğü üzerine kurulu  bu çemberde, insanın kendisine ve diğer tüm canlılara yaptığı sömürüyü, kokuşmuş değerleri ve esareti fark etmenin mümkün olamayacağı, olsa bile bu  huzursuzluğundan başka bir işe yaramayacağını fark etmeye başladığında, içimizde radikal bir dürtü, belki hayvani bir dürtü açığa çıkıyor. Ama bu ‘hayvani’ dürtü çemberin içindeki insanların tanımladığı, anladığı, bir dürtüden öte; doğaya eşlik eden, doğa ile dans eden bir uyumu, özgür bir hayvanın esaretine karşı verdiği o asil isyan dürtüsü olarak tanımlayabiliriz.

Yönetmenliğini Jon Turteltaub’un üstlendiği 1999 yapımı Instinct (İçgüdü) filminde başrol oyuncusu olarak usta aktör Anthony Hopkins yer alıyor. Ethan karakteri ile karşımıza çıkan Anthony Hopkins, ormana giderek araştırma yapan bir profesörün goriller üzerindeki araştırmasını yaparken salt kendisi ile tekrar buluşma yolculuğunda “özgür insan”, uygarlık, “uygar insan”, doğa gibi kavramların gerçek karşılığını, uygarlık ve medeniyetin yıkıcılığı üzerine bizleri çarpıcı bir yolculuğa çıkaran ve aynı zamanda insanlık tarihimiz ile bizleri tekrar yüzleştirirken karşımıza çıkıyor. Bu karakteri ile bizlere teorisyen ve eylemci bir profesör olan Ted Kaczynski’nin yaşamını ve profilini çağrıştırıyor.

‘’Ormanda, şehirde bulunan tehlikelerden çok daha azı vardır.’’ –Ethan Powell

ABD’li Theodore John Kaczynski veya kısaca Ted Kaczynski, Harvard Üniversitesi matematik bölümünden mezun olduktan sonra Matematik alanında doktora  yapan, anarşist teorisyen ve eylemci bir profesördür. Ted, profesörlük görevinden istifa ederek bir ormana gider ve kendi  başına yaşamanın yollarını arar, ancak kendisini ‘bela’ olarak tanımladığı sanayi devriminin yani uygarlığın bu istilası onun her geçen gün yaşam alanını yok ederek daralttığını görmekte ve buna yoğun bir öfke duymakta bununla başa çıkmanın yollarını teorileri üzerine kafa yormaya başlar. Böylelikle uygarlık karşıtı manifestosunu yazmaya başlar. Ormanda uygarlık karşıtı teorilerini ve manifestosu ile ilgilenirken aynı zamanda bu mücadelesini eylemsel alt yapısını hazırlamaktadır. Böylelikle Ted, planlı ve kararlı bir şekilde sanayi devriminin uygarlığına karşı bombalı eylemlere başlar. Zira ABD‘ye ait bir havayolu  şirketine ait uçağa yerleştirdiği ancak patlamayan bombanın ardından FBI’nın soruşturması sonrası ormanda yaşadığı alanda yakalanır. Avukatının ceza almaması adına ‘akıl sağlığı bozuk’savunma  önerisini red etmiş ve ömür boyu mahkumiyet cezası almıştır…

İşte İçgüdü  filmimizin  hikayesi  ve ana karakteri  olan Ethan‘ın da hikayesi ve karakter profili, Ted Kaczynski’nin hikayesi ve karakteri  ile aynı paralelde işlenir. Ethan bir antropolog profesörüdür ve goriller üzerine bir araştırma için gittiği ormanda uzun süre kalarak orada yaşamaya başlayacak ve bir gün Ethan’dan haber alınamayarak ormanın derinliklerinde kaybolacaktır. Ethan takip ettiği bir goril kabilesi ile her gün daha çok yaklaşmakta ve her yaklaşmada modern insan ile doğal yaşamın ve kendisinin çatışmalarını sezinlemekte, adeta zamana doğru bir yolculuğa çıkmaktadır. Bulunduğu uygarlıktan başlayarak, dünyanın, doğanın, hayvanın henüz tahakküm altına alınmadığı zamana doğru bir yolculuk… Her yaklaşmada biraz daha hafifliyor hissine kapılmaktadır Ethan. İlkin bir çalışma sebebiyle giriştiği işi bırakıp adeta onu çeken özgürlüğe doğru kendini bırakmaktadır…

“Eğer insanlar fazla sağır olmasaydılar, hayvanların onlara ‘yaşasın özgürlük’ diye haykırdıklarını duyarlardı. Hayvanların birçoğu yakalandıktan hemen sonra ölür.” -Etienne de La Boeti 

Ethan ile goriller arasında gittikçe yakınlaşan mesafe aslında Ethan’ın salt kendisine doğru yaklaşan mesafedir. Uygar insan tarafından hep saldırıya uğramış, öldürülmüş olan, goriller öncelikle kendilerine uygar bir insan gibi yaklaşan Ethan’ı bu yakınlaşmaya karşı kendi özerk güvenlikleri açısından sert yanıtlar vermiş bu yüzden Ethan’ı uzakta tutmaya çalışmışlardır. Fakat, Ethan’ın sürekli olarak yakınlaşma çabası ve kendi içlerine karışması, ailenin içine girme çabası goriller gibi yaşayabileceğini doğanın bir parçası olduğunu benimsetmeye çalışması bir gün sonuç verir ve Ethan’ı aralarına almayı kabul ederler. Bu Ethan için inanılmaz bir duygudur. Ethan artık uygar bir insan olmakla bağını kesmiş bir ormanda goriller ile yaşayarak doğanın özüne dönmüştür. Ancak uygarlık bir veba gibi takipte olmuş ve hayvanlara hep ölüm getirmiştir ve bu kez de öyle olur… Ethan, uygarlık kalıntısı olarak ormanda  bıraktığı dürbün ve fotoğraf makinesi avcılar (alıcılar ) için ip ucu olmuş yerleri tespit edilen gorillerin tam da bir uygar insanı (Ethan) aralarına almayı  kabul etmeleri üzerine gelen uygarlığın vahşi cinayeti bu barışmayı, bu masumiyetin bedelini ödetmiş ve uygarlığın masumiyete getirdiği  ölümün tam anlamıyla şeklini almıştır.

‘’Hayvan olmak için masum olmak gerekir.” – Böyle Buyurdu Zerdüşt.

Ethan’ın gözleri önünde gerçekleşen bu vahşet, bu masumiyetin öldürülüşü çılgına çevirmişti onu. Her ne kadar koruma içgüdüsü gorilleri saldıran iki avcıyı öldürse de diğerlerine engel olamamıştır. Zira uygarlığın yasaları, onu insan öldüren ‘’maymun adam‘’ olarak tutuklayarak hapishaneye koyar. Ethan, o günden sonra tek kelime etmez, susar… Film bu yönüyle bana bir başka profili çağrımlamıştır: Uygar insanın bir başka yıkıntısı etnik kimlikler temelinde birbirine zulüm etmesi ve  bu yüzden sürgüne gönderilen bir müzisyen olan; Gomidas Vartabed’in suskunluğunu… Gomidas, insanın insana yaptığı zulüm karşısında ölünceye kadar susmayı tercih etmiştir. Usta müzisyen Paris’te bir akıl hastanesinde suskunluk içinde yaşama veda ettiğini hatırlatalım. Ethan’ın bu suskunluğu, hikâyesinin iç yüzünü ve kendisine bir sır perdesi gibi örtmüştür. Bu sır perdesini aralamak için tutkulu genç başarılı bir psikolog olan Dr. Teo düşer yola… Uygarlık, yaşamına entegre olmuş bir birey olarak karakterize edilmiş Dr. Theo için Ethan’ın bu gizemli hikayesi oldukça  ilgisini çekici ve de kendi başarısı için büyük katkı sağlayacak bir çalışma olabileceği hissi ile hiç konuşmayan Ethan’ı konuşturmak ve yaşanan hikayenin iç  yüzünü bilmek, anlama başarısı için tam bir fırsat olacaktır. Dr. Teo ve Ethan bizleri insanlık tarihinden başından bu güne bir yolculuğa çıkarır. Dr. Teo, bu yolculukta uygar insan olarak kendisi ile yüzleşir. Yolculuk ilkin en yakın yerden Ethan’ın kaldığı hapishane sistemi ve koşullarında başlar. Hapishane tıpkı devletlerin yönetim  sisteminin uygulandığı bireyleri kontrol altına alan  bir oto-kontrol sistemini barındırmaktadır. İşte bu hapishanede, bu otokontrol şekliyle dışardaki yaşama da bir gönderme yapılır. Tıpkı devlet düzeninde düzenlenmiş yasaların herkese eşit şekli ile yararlanması üzere hazırlandığı  yalanın bireyi kandırmak adına olduğu, esasen sadece  güçlü olanların yararlandığı güçsüzlerin ise pasifize ederek sindirildiği bireylerin olduğu bir hapishaneye olduğunu bu sebeple aslında içerisi ve dışarının aynı hiyerarşi ile yönetildiği vurgusu yapılmıştır.

Ethan: -Hakimiyet.

Teo: -Ne?

Ethan: -Vazgeçeceğimiz tek şey var: hakimiyet. Dünyanın sahibi değiliz. Kral değiliz. Tanrı değiliz. Bundan vazgeçebilir miyiz? Bunca kontrol çok mu değerli? Tanrı olmak çok mu cazip?

İşte bizde uygarlığın bütün hikayesi bu: hakimiyet. Hayvana, dünyaya hakim olma istenci. Bu istenç insan türünün özgürlüğünü yok etmiş tamamıyla kontrol altına, esaret altına almıştır yaşamı. Ethan bu özgürlüğün yok edilişini, tahakkümü, esareti, insana ve onun yarattığı uygarlığın yani bu çemberin dışına çıkabilmesi ile doğada özgürce yaşayan gorilleri gözlemlemesiyle ve onların arasına karışarak yani, oyunun dışına çıkarak tam anlamıyla bu özgürlüğünü tekrar hissetmiş ve içselleştirmiştir. Uygarlığın şiddeti, ölümcül vebası bulaşmadıkça çemberin dışında özgür bir yaşamı seçecektir. Ancak ölümcül bir veba gibi olan ‘uygarlık’  buna izin verecek alanı bırakmadığı için savaşmak zorunda kalmıştır. Yönetmen bu bağlamda bizlere tam bir Ted Kaczynski profili çizmiştir. Ethan’ı goriller ile bağını tam olarak çözümlemek adına gorillerin bulunduğu bir hayvanat bahçesine götürdüğü sahnede Ethan çarpıcı bir mesaj verir izleyiciye; Kafestekilerin goril değil sadece gölgeleri olduğunu söylemekle aslında uygarlığın içinde doğan insanında, insandan çok insanın gölgesi olduğunu vurgulamak ister gibidir adeta.

“Kafeste doğan kuşlar, uçmayı hastalık sanırlar.” Alejandro Jodorowsky

Esasen Ethan ve Teo karakterleri bizi iki gerçekliği ifade ediyor; çemberin, düzenin, oyunun dışına çıkmış ve hakikat, doğa, yaşam ile yeniden tanışmış. Ethan ve oyunun içinde yer alan ve bunun farkında olmadığı esareti ile yaşayan ve hakikatin dışında kalmış Dr. Teo ile geçen diyaloglar bütünün karakterleridir. Bize sorular sordurur kimi yerde, kimi yerde de altını çizer cevapların. Film bittiğinde yanıtını konuşacağımız esaslı bir soru kalır belki de: öğrenmemiz gereken asıl şeyin, oyunun dışına nasıl çıkabileceğimiz ve oyunun dışında nasıl yaşayacağımızdır? Ve izleyiciye şu cevabı fısıldar gibi: yanılgılarını terk et. Özgürleş…

Film hak ettiği değeri görmemiştir, tıpkı konusundaki hakikat gibi. Hakikate yer verilmediği için değil miydi zaten sürüp giden bu oyun? Ancak tıpkı benim bu filmi keşfetmem gibi hakikat de er ya da geç keşfedilecektir. Çemberin dışına çıkma cesareti gösterebildiğimizde, elbette…

Kaynak: Sinematopya