Sur ve Susuş – Güner Yanlıç

Fotoğraf: Sertaç Kayar / Reuters

Unutma; Sur da sensin Susuş da…

Daracık sokaklarındaki binlerce yıllık bazalt taşlarında yürüyenlerin,

Yelkeni gökyüzüne asılı gemisidir.

Güneş gülüşlü kara çocukların toza bulanmış gözlerinden akan yaşların oluştuğu,

Bereketli bir vadidir.

Kimsesiz nenelerin, meşhur delilerin kimsesidir.

Halkın sur dediği, resmi makamların Suriçi dediği yerdir.

Suriçi iken içi boşaltılan dört duvar sur bırakılandır.

Damdan dama geçilen, damlarında yatılandır.

Ortak gam, keder, acı ve yas duygusunun hakim olduğu halaylarda el ele tutuşulandır.

Delisi, delikanlısı, ermişi, ölmüşü ve bitmeyen yaşamın tüm renklerinin ev sahibidir.

 

Unutma; Sur da sensin Susuş da…

Kenti kent yapanların sürüldüğü, göç yollarına düştüğü,

Gitmek ile kalmak, direnmek arasındaki ikilemde kalanların çaresizliğidir.

Baskı korku ve zulüm ikliminin utanmasıdır.

Her köşesinin bir seyahat acentesine dönüştüğü,

Demir alma gününün geldiği, Gidemeyenlerin boğulacakları limandır.

İyiye, güzele, yaşama dair her şey gitmişken, Keder kokmaya başlayan sokaklardır.

 

Unutma; Sur da sensin Susuş da…

Çoğunca çıkmayan sokaklarının yaşam dolduğu,

Küçe kelimesinin gibi onlarca tanımın tanığı,

Tapınaklarındaki gizli ibadet odaları ışıklarının aydınlattığı,

Küçelerdeki renk, coşku ve yaşam kaynağıdır.

 

Unutma; Sur da sensin susuş da…

Her sokak başının mahalle gençliğinin sotesi olduğu,

Yabancıların izinle girdiği,

Sokak başlarında ‘Xêrdir bremin, nêreye bêle ile hamilik yapan gençlerin cesaretinin bitişidir,

Racon kesme, izinli girme ve delikanlılığın kitabının yazıldığı yerdir.

Taşkınlık ve delikanlılık öğretilerinin yayıcısı mahalle büyüklerinin mekânıdır.

Uçurulan güvercinlere ıslık çalanların,

Sokak aralarında kaç takla attı muhabbetinin kimsesiz kalışıdır.

Komşunun derdi, tasası, yası ve halayının dayanışmasıdır.

Akşam güvercin sürelerinin süslediği gökyüzüdür,

Mahalleyi kanat çırpış seslerinin kaplamasıdır.

 

Unutma; Sur da sensin susuş da…

Şair ruhlu çocukların şiirsiz haykırışı,

Çocukluklara veda da göç yolunun çığlığı,

Her bir ağızdan yaşam iniltileri atan çocukların cıvıltıları,

Ebeveynlerin susturamadığı çocukların çığlıkla dolu ağlamalarıdır.

 

Unutma; Sur da sensin susuş da…

Ahmet Arif’in derinlerinde yaşattığı aşkın mabedi,

Turuncu rüyalar güzeline mektuplar yazdığı dergâhı,

Gökyüzünün gözlerinde kaybolduğu, boğulduğu avlusudur.

‘’Derinliklerinden öperim. Öpmediğin dudaklarımla.’’ yı, söyletmeyen imkânsızlıklarıdır.

Bir ben bileceğim oysa Ne afat sevdim, Bir de ağzı var dili yok, Diyarbekir Kalesi’dir.

 

Unutma; Sur da sensin Susuş da…

Karpuz kokan sokakların, Acının çığlığı ve çaresizliğin öyküsüdür.

Sur diplerinden Hewsel bahçelerinin sislerine karşı erikle rakı içilmesidir.

Gazi köşkünde piknik, Hamravat suyunun kan akması ve Anzele de çocukların yüzmesidir.

Kenti sulayan onlarca çeşmenin akmaması, Erbedaş’ın direklerinin yanmasıdır.

Anzele suyunun Mardin kapı hamamına varamaması,

Pışo Mıheme’nin unutulmasıdır.

Her köşesine dair onlarca hikâyenin sahipsiz kaldığı yitikliktir.

Sahipsiz hüzünlerin yapıştığı kimsesizliğin adıdır.

Sahipsizliklerinin durmadan acılarını acıtmasıdır.

Karanlık sabahlara uyanmaktan başka çareleri kalmamışların aydınlığıdır.

Kimsesizliğin dirençleri kırdığı voltaların güzergâhı,

Düne uyanmak arzusu ile dolu olanların sesidir.

 

Sustukça azaldı,

Sustukça gitti,

Susmalar, susuşlar ve kent Sislendi.

Bitti…

Yitmiştir yaşamak,  kimsesizdir umut ve çıkmaz sokakta tükenmiştir yarınlar.

Unutma; Sur da sensin Susuş da, Susma.

 

Güner Yanlıç