Yakmasınlar da korusunlar mı? – Güner Yanlıç

Ülke dört bir yanı cehennem ateşiyle yanarken Adnan Oktar nerden çıktı da gündemi işgal etti diye düşünüyor insan. 20 yıldır ülke gündeminde olan Adnan hoca neden bu günlerde yakalandı, 7/ 24 ondan bahsedilir. Çok basit tek adam rejiminde sermayeye hizmet eden yasa-yönetmeliklerin; Nükleer Enerji Santral yapımı ve yetkisi, kentsel dönüşüm ilanları, orman yangınları gibi konuların gündem olmasının önüne geçmesi için. Tabii ki bu magazinsel olaylarla gölgelenen sadece ekolojik tahribatlar değil.

Ee konular bu kadar yaşama dair olunca Adnan kozunu oynamak gerekti. Tüm bu gündemlerin elbette tartışılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Fakat ben bu köşeyi, sistemin bütüncül saldırılarına karşı daha önceki yazılarımda bahsettiğim yüzeysel çevreci zihniyet ile görmezden gelinen, toplumsal ekolojik tahribatların boyutlarını daha görünür hale getirmek için değerlendireceğim.

Orman; İnsan dahil sucul canlılar dışındaki tüm canlıları barındıran en büyük ekosistemdir. Orman yangınlarının bilimsel, sosyal, akademik birçok açıklaması olsa da esas tamamen farklıdır.

Dört bir taraf ayrım yapılmaksızın yanmakta-yakılmaktadır. Ormanların günlerce süren yangınları gerçeği ortadayken nedenine yetkililerin bile cevapta zorlanacağı su götürmez gerçektir. Ama duyarsız ve ilgisiz kalınması ya da göz yumulmasının asıl nedeni sistem, kapitalizm ya da sermaye adına ne derseniz. Fakirden alıp alıp zengine verme yöntemidir bu. Elbette bunu isteyen eller turizm, maden, inşaat ve enerji gibi sektörlerdir. Kimi güvenlik kimi dikkatsizlik kimi küresel ısınma der ama temel neden sermayedir. Ortada bir talan ve işgal var.

Göz yumma, alet olma hatta vicdansızlık; belki de ekolojik ahlaktan yoksulluk -ki burada yoksun diyemeyiz yoksul daha doğru. Sistem açılıkla terbiye etmek adına yoksun bırakır adına yoksul der ki o yoksun dur ama bu yangınların önünde oturup avuçlarını ovuşturanlar vicdan ve ahlak ‘Yoksul’udur.

Aynı gökyüzünün altında gülümseriz aynı güneşe. Fiziki olarak bu ya da o bölgede olsa da her yer herkesindir. Tüm alanlarda olduğu gibi ormanlarda da o orman bu orman ayrımı yapması ve anlatılmasına kanmamak gerekir.

Nasıl ki dublex yollar, otobanlar sömürdüklerini daha kolay nakletmek için ya da daha kolay sömürü içinse; Sulu tarım için devasa barajlar yapıp sermayeye su devrediliyorsa, hendek var diye kentler yıkılarak TOKİ’ye devrediliyorsa, enerjiye ihtiyacımız var deyip RES’ler yeşil enerjiye geçiş diye söyleniyorsa yangınlar da öyle, aynı kafayla aynı sermayeye hizmet ediyor.

Ülkenin en kelli felli orman çalışmalarını yürüten sivil toplum kuruluşları kapitalizme hizmet etmiyorsa neden yangınların nedenini sormuyor, ülkenin parçalarına dair yorumlar yaparak sessiz kalıyorlar? Kimi neyi koruyorlar? Katledilen yakılan ormanların bir ekosistem olduğunu bilmiyorlar mı? Onlarca canlı ve yüzlerce mikroorganizmanın sesini ne zaman duyacaklar? Ha milyarlarca, milyonlarca ağaç dikmeniz yapılanları hoş görmemize kaldı ki katliamları örtmeye yetmez. Tam da sisteme hizmet eden bir çevrecilik anlayışı bunu söylemeyi gerektirir. Bu anlamda yakan ve koruyamayan aynı noktada birleşip aynı söylemi dile getirir. Bir ekosistem 150 yılda oluşuyor, bunu anlamak bu kadar mı zor.

Resmi ya da zihinlerdeki bu sınırları kaldıralım yaşam ve doğal sınırlar gerçek ve kabul edilebilirdir. Doğayla barışalım. İnsan neslinin tükenmesi durumunda doğa 60 yılda yenileyebilirmiş kendini. Doğanın kendi öz savunması er geç devreye girecektir. Ve ne bizler ne de bizden sonraki nesiller yaşayabilir bu durumda. Ne doğa insan içindir ne de insan doğada virüstür, ikisi bir bütünün tamamlayanıdır. Ve insan da doğanın bir parçası on binlerce yıldır birlikte-barışık yaşayabilmiş, kapitalizme inat bir daha yaşayabiliriz.

Kapitalizmin zalimane yok edişlerine karşı (denemek için) para mı yedirsek? (Rüşvet değil ha, yemek olarak belki o zaman paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlatırız.)

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi