Yemek yemek politik bir iştir – Abdullah Aysu

Yeni bir senaryo ile karşı karşıyayız. Bu senaryonun adı her ne kadar açık seçik bir biçimde ortaya konulmuyor olsa da şudur: Çiftçiliği ortadan kaldırmak, üretimden pazarlamaya zincirin halkalarını tamamen şirketler için yeniden düzenleme işidir. Bu filmin giriş sahnesi tanzim satışlar ile yapıldı. Gelişme sahnesinde Hal Yasası değiştirilecek. Sonuç bölümünde Türkiye tarımı şirketlerin belirleyiciliğine teslim edilecek. Mağdurlar, çiftçiler (üreticiler) ile halk (tüketiciler) olacak.

Tanzim satışlar Tanzim satışlar iktidar için bir taş ile iki kuş vurma hali. Seçimler var, yükselen gıda fiyatını aşağı çekme propagandası ilk vuruş. Seçim sonrası, “bakın tanzim satış ile nasıl fiyatları aşağıya çektiysek, aracılar olmayınca fiyat nasıl düşüyorsa hal yasasını değiştireceğiz, aracıları aradan çıkaracağız, fiyatı böyle düşüreceğiz” ise ikinci vuruş olacak.

Öncelikle şunu belirtelim: Neden ürün fiyat spekülasyonları baharlık ve yazlık tüketimi olan ürünler üzerinden ağırlıklı olarak yapılıyor. Üretim girdisi bu kadar yüksek iken, mazot fiyatı roket misali yükseliyorken, mazot kaynaklı nakliye fiyatları artıyorken ürün fiyatlarının aşağı çekilmesi mümkün değil. Şu an hallere göre tanzimlerde düşük olan fiyat sübvanse edilmiş fiyatlardır. Nakliyesi ve çalışanlarının maaşı devlet tarafından karşılandığı için ürün fiyatlarına eklenmemiş durumdur.

Kaldı ki tanzim satışlarda oluşan kuyruklar da gösteriyor ki; ihtiyaca yanıt vermekte yetersizdir, aynı zamanda kalıcı da değil. Bakın tanzim satışlardan sorumlu olan Tarım Kredi Kooperatifleri’dir (TKK). TKK Genel Müdürü Fahrettin Poyraz: “Tanzim Satışta 2.5 aylık planlamamız var” demektedir. Günü kurtarmak -siz seçimi kurtarmak olarak düşünebilirsiniz- bir sonraki hamle olan hallerin özelleştirilmesi için de altık oluşturacak bir yanılsama yaratma aracıdır bu Tanzim Satışlar.

Zaten bu bir sır da değil. Abdülkadir Selvi, Hürriyet’teki köşesine de taşıdı. Yeni bir gıda paketinden bahsediyor Selvi: “…Merkez Bankası bugün yaşadığımız sıkıntıyı önceden görerek 2016 yılında bir yol haritası belirlenmiş. Keşke sorun kapımızı çalmadan önlemler geliştirebilseydik. Ama krizler üzerinden çözümler üreten bir yapımız var. Belki bu krizler üzerinden çözümler üreten yeni bir sistemi inşa edeceğiz. Sistemin yapı taşları 1- Sözleşmeli tarım: Büyük komisyoncular ve bazı büyük marketler önceden üreticiye avans vermek suretiyle ekim yaptırıyor. Nükleer santral, baraj, köprü ihalesine giren büyük şirketlerimiz olduğu gibi, sözleşmeli tarımla güçlü bir sermayenin sektöre girmesi amaçlanıyor” diyor.

Buradan da anlaşılacağı üzere bu sorun fiyatların yükselmesi ile ilgili değil tek başına. 2016 yılından beri planlanmış ekonomik ve politik faaliyet var ortada. Krizden bahsediliyor: İktidarda 15 yıldır kim var? AKP. O halde kriz kimin AKP’nin, yani ekonomik ve politik uygulamalarının sonucunda çıkan bir kriz. “Krizler üzerinden çözümler üreten bir yapımız var”ı tersten okuduğumuzda, krizi biz çıkarttığımız için çözümünü biliyoruz zaten diyebilir miyiz? Neden demeyelim?

Çiftçiler sözleşmeli üreticilikle şirketlerin sistemine bağlanacak. Çiftçi yıllara dayalı bilgi birikimini, deneyimini terk edecek. Sözleşmeli üreticilikle hangi ürünü ekecek, ne zaman ekecek, ne zaman hasat edecek hepsine şirketler karar verecek. Yani çiftçi bağımsız üretmeyecek, tarlalarını üste vererek şirketlere tarla bekçisi olacak. Ve Selvi, yazısında Hal Yasası’nın değişeceğini, değişecek Hal Yasası’na bir dizi güzelleme yaparak bitiriyor.

Hal Yasası değişiyor

Birkaç yıldan bu yana hükümet, “Bu ay enflasyonun nedeni biber, bu ayınki domates, bu sezonun da soğan” diyor, sebze ve meyve fiyatlarını günah keçisi olarak gösteriyor. Son bir yıldır da, “durumu düzelteceğiz, sebze, meyve ve diğer ürünleri ucuzlatacağız!” diye sıkça söylüyor. Bu söylemlerinden sonra haller ile ilgili bir kanun teklifi hazırlandığı duyumu kulaktan kulağa dolanıyor. Kanun taslağının adı: “Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Taslağı.” Lafı dolandırmadan söyleyelim. Bu kanun teklifi ile mevcut Hal Yasası değişiyor, değiştiriliyor. Hal Yasa Taslağı 21 maddeden oluşuyor. Pek çok maddesinde hallerin Anonim Şirketlere verileceğinin altı belirgin biçimde çiziliyor.

Mevcut kanun ne diyor? 2010 yılında çıkan Hal Kanunu şöyle diyor: “Gerçek veya tüzel kişiler ile belediye sınırları içinde belediyeler, büyükşehir belediye sınırları içerisinde büyükşehir belediyeleri tarafından kurulur.” Taslağın 8. maddesinde net biçimde, “toptancı halleri belediyeler tarafından kurulamayacak” diyor. Görüldüğü üzere kanun esasen halleri özelleştirme kanunu! Kanun taslağının özü bu, gerisi teferruat! “Zaten mevcut hallerin durumu, hal değil; kötü ve sorunlu. Halktan çok komisyoncu ve diğer aracılardan yana” diyebilirsiniz. Eğer böyle düşünüyor ve değerlendiriyorsanız haksız sayılmazsınız. Peki, çözüm halleri özelleştirmek midir? Değil, asla ve kata! Çünkü ihtiyaç; hallerin özelleştirilmesi değil. Aksaksız bir biçimde üretici ve tüketici lehine çalıştırılmasıdır. Aracıları kaldıracak biçimde Hal Yasası’nın yeniden düzenlenmesidir. Şu an hallere yönelik aksak, yetersiz ve olumsuz ve demokratik biçimde yönetilmediğine yönelik söyleyeceğiniz/söyleyeceğimiz her şey doğru.

Düzeltilmesi gerekli, bu da doğru! Ancak hallerin hala kamu yönetiminde olması nedeniyle daha iyi olmasını istemek, düzelmesini, halkın (üretici ve tüketici) lehine yönetilmesini kamudan isteme hakkımız halen var. Çünkü hallerin yönetimi henüz şirketlerde değil, kamuda. Hallerin kamuda olması nedeniyle, halk (üretici- tüketici) lehine yönetilmesini istemek için olanak sunuyor. Hal(ler) özelleştirildiğinde ise halkın bu hakkı, olmayacak. Bırakalım halkın haklarını hükümetlerin bile halkın lehine şirketlerden bir şey talep etme ve yaptırımı olamayacak. Çünkü şirketlere ait hallerin nasıl yönetileceğine şirket sahipleri karar verecek ve uygulayacak. Bilindiği üzere şirketler halkın taleplerine, hükümetlerin isteğine göre değil, paranın sesinin geldiği ve geleceği yere göre yönünü belirler ve yönetilir. Şirketlerin kurulma nedeni de, halktan kar etmek, sırtından semirmektir zaten.

Süper toptancı halleri

Taslak kanunlaşır ise hallerde ticarete konu edilecek ürün çeşidi artacak. Madde 3/f: “Ticarete konu sebze, meyve, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, su ürünleri, arı ürünleri, kesme çiçek ile arz ve talep derinliğine göre Bakanlıkça belirlenecek diğer gıda ürünleri ve tarımsal ürünler hallerde alınıp satılacak.” Yani hallerin ticarete konu edilecek ürün yelpazesi kapsamı genişliyor. Haller, artık süper haller (süper toptancı marketler) haline geliyor.

Halleri hangi şirketler alabilir?

Madde- 3/16 şöyle diyor: “Üretim bölgesi ve tüketim bölgesindeki toptancı hallerinde;

  • Laboratuvar,
  • Soğuk hava deposu,
  • Elektrik ticaret platformu,
  • Müstakil depolar,
  • İdare binası,
  • Bilgi işlem merkezi,
  • Giriş-çıkış kapısı/turnike sistemikantar,
  • Otopark,
  • Atık işleme ve depolama alanları,

Sosyal donatılan ile toptancı hali kurulacak yerlerdeki üretim yapısı ve tüketim kapasitesi ihtiyacına göre yönetmelikle belirlenen diğer altyapı ve hizmet tesislerinin bulunması zorunludur” diyor. Yukarıdaki zorunlulukları tek tek sıralanan böylesi halleri kim/kimler kurabilir? Bu özellik ve imkânlara sahip olanlar, olabilecekler.

Peki kim bunlar?

Marketler zinciri şirketler. Yani Hal Yasası Taslağı kanunlaşacak olursa üretimden- pazarlamaya zincirin halkaları, büyük olasılıkla süper market zincirlerinin kontrolüne geçecek. Üretim ve ürettiklerimizle beslenmemizin sağlıklılığı, yeterliliği, devamlılığı kamunun yükümlüğü olmaktan çıkacak, şirketlerin vicdanı ile cüzdanı arasına yerleşecek.

Şirketlere sağlanan olanaklar

Haller sadece özelleştirilmiyor. Halleri alacak olan şirketlere kamu tarafından pek çok avantajlar sunuluyor. Yani hallerin şirketlere altın tepside sunulmasının sonrasında yemeğin üstüne kaymaklı ekmek kadayıfı da ikram ediliyor.

Nedir bunlar?

Şirketlere sağlanan avantajlar hazırlanmış kanun taslağında şöyle yer alıyor: Madde 3/6: Özel mülkiyete ait arazilere ilişkin kamulaştırma işlemleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yapılır. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırma yapılabilir. Kamulaştırılan alanlar Hazine adına tapuya tescil edilir. Kamulaştırma bedeli Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca karşılanır.

Madde 3/7: Toptancı hali yeri olarak belirlenmiş alanlarda bulunan kamu kurum kuruluşlarına ait taşınmazlar bedelsiz olarak resen Hazine adına tapuya tescil edilir.

Madde 3/8: Toptancı hali yeri olarak belirlenmiş alanlardaki Hazineye ait taşınmazlar Bakanlığa tahsis edilir. Bakanlık tarafından belirlenen yatırımcıya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hasılat payı alınmaksızın kırk dokuz yıla kadar bedelsiz olarak bağımsız ve sürekli nitelikli doğrudan irtifa hakkı tesis edilir.

Madde 6/2: Üretici örgütleri, ortak ve üyeleri ile ortak veya üyeleri dışındaki üreticiler ve diğer üretici örgütlerine ait malların toptan ve perakende olarak alım ve satımını yapabilir ve ortakları ile üyelerinin mallarının satışına aracılık edebilir. Muhtemelen hal sahibi şirketlere sözleşmeli üreticilikle çiftçileri kölelik koşullarında çalıştırmanın yanında sağlanacak bir başka olanak, gıda ithalatı imtiyazı olacaktır. Bu da, çiftçilerin hem ürün fiyatlarını baskı altında tutmak hem de yeni ek kazanç sağlayıcı alan açmak olacaktır.

Pazarlama

Pazarlamada adil ve doğru olan sistem, üretimden pazarlamaya zincirin halkalarına üretici ile tüketicilerin birlikte sahip olduğu karar birliği ile belirlediği yapıdır. Bu yapılar da kooperatiflerdir. Üretim alanlarında üreticilerin kuracağı kooperatifler ile tüketicilerin şehirlerde kurulacak kooperatifler aracılığıyla, aracılar kaldırılarak üretimden pazarlamaya zincir oluşturulması düşünülmeden, üreticiyi ve tüketiciyi hesaba katmadan halleri şirketlere devrederek, şirketler için yeni kazanç alanları açmak yanlış ve yanlı bir politikadır. Sözleşmeli üreticilikle çiftçiler şirketlerin güdümüne sokuluyor. Tarımsal bilginin ve deneyimin kaybolmasının yanı sıra tarım ve gıda şirketlerin belirleyiciliğine girecektir. Başka bir deyişle üretim ve beslenme sistemimiz, “Halkın karnını şirketler doyursun” aymazlığı ile öz ve biçim değiştirecek! Kabul edilebilir bir şey değildir. Evet. Haller beslenme politikası ile doğrudan ilgili. Unutmayalım; yemek yemek politik bir iştir. Haller özelleştirmemeli, halkın yararına olacak şekilde düzenlenmelidir.

Sonuç

Tarımda yapısal sorunlarımız var. Türkiye tarımında daha önce üretim girdilerini sağlayarak ve destekleme alımları yapan ve piyasayı üretici ve tüketici lehine düzenleyen kurumlar vardı. Bunların yeniden tesis edilmeye muhtaçlığı var tarım sektörünün. Tarımsal yapı dağıtılmadan evvel, hayvan yetiştiricilerinin sütünü satın alan Süt Endüstrisi Kurumu (SEK), etlerini alıp işledikten sonra piyasaya süren Et ve Balık Kurumu (EBK) piyasayı üretici ve tüketici lehine düzenliyor; şirketlere karşı koruyordu.

Hayvancılıkta maliyetin yüzde 70’ni oluşturan yemdir. Özelleştirme öncesi kamunun kurduğu Yem Sanayi (YEMSAN) yem fiyatlarının yükselmemesi için yem üretiyor ve hayvan yetiştiricilerine satıyordu. Bugün YEMSAN olmadığı bir kilo yemin fiyatı 1 litre sütün fiyatını geçmiş durumda. Yemde kullanılan mısır ve soyada net ithalatçı konuma geldik. Bu ithal edilen mısır ve soyanın GDO’lu olması sağlık konusunda risk oluşturduğuna dair endişe yaygın. EBK, SEK ve YEMSAN’ın özelleştirilmesinden sonra hayvancılık geriledi. Hayvan ihracatçısıyken şimdi ithalatçı olduk. Sadece son verilere baktığımızda 2018 yılının ilk 10 ayında 2017’e göre ithalatımız yüzde 19 arttı. 2017’de büyükbaş ithalatımız 85 bin baş iken, 2018’de 101 bin başa yükseldi.

Besi hayvan ithalatımız yüzde 86 arttı. 2017’de 537 bin baş olan besi ithalatımız 2018’de 1 milyon başa çıktı. Kasaplık artışımız ise yüzde 100 arttı. 2017’de 66 bin büyükbaş iken, 2018’de 132 bin büyükbaşın yanı sıra 349 bin küçükbaş hayvan ithal ettik. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) buğday, arpa, pirinç, bakliyat ve mısırı alıyor piyasayı düzenliyordu.

Bugün TMO bu görevinden alıkonulduğu işlevsizleştirildiği için ürün fiyatları maliyetleri karşılayamaz oldu. Hububat çiftçisi de şu an 1.7 milyon hektar arazide hububat üretemiyor. Sonuç Türkiye her yıl 4-4.5 milyon ton buğdayı ithal etmek zorunda kalıyor. 2018’in ilk 10 ayında 4 milyon 642 bin ton buğday ithal ettik. İthal ettiğimiz bu buğday için şirketlere 1 milyar 11 milyon dolar, bizim kendi paramızla 4 milyar 644 milyon TL ödedik. Önemli bir üretim girdisi olan gübrenin yüzde 35’inden fazlasını kamuya ait gübre fabrikaları üretiyordu. Bu fabrikalar piyasayı regüle ederek gübre fiyatının yükselmesini engelliyordu. Gübre fabrikaları özelleştirildi. Piyasa tamamen şirketlerin belirleyiciliğine geçti. Kullandığımız gübrenin 1/3’ü ithal ediliyor.

İçerde üretilen gübre hammaddesinin yüzde 95’i ithal ediliyor. Bu nedenle gübre fiyatlarının yükselişi durdurulamıyor. 2017 yılında Amonyum Sülfatın fiyatı 617 TL iken 2018’de 14 bin TL’ye yükselmiş durumda. Diamonyum Fosfat (DAP) 2017’de 1493 TL iken 2018’de 3 bin 200 TL oldu. potasyum ve nitratlı gübreler yüzde 100 arttı. Bir başka önemli girdi olan mazotun fiyatı benzini geçti.

Tohumun yüzde 60’ı ithal ediliyor. Yerli tohumda kalite sorunu yaşanıyor. Elektrik en sık zam gören bir girdi olduğu için elektrik ve su konusunda icralık durumda. Bu gerçekliklere karşın çiftçinin ürettiği ürünün fiyatı sürekli bakılanıyor. Tarım Kanunu’na göre 2019’da verilmesi gereken destek miktarı 44 milyar TL olması gerekirken 16.1 milyar TL olarak belirlendi. Bütün bu tablo tarımın hükümetler eliyle çökertildiğini gösteriyor. Gerçekler böyle iken suçlu olarak yalnızca aracıların gösterilmesi eksik ve yetersiz kalıyor. O zaman şunu sormamız gerekmiyor mu? 2017’de 10 kg soğan 5 TL iken aracılar yok muydu? Aynı aracılar o zaman da vardı bugün de var. O halde neden 2017’de 10 kg soğan 5 TL idi de 2018 sonunda neden soğan fiyatı yüzde bin artarak 1 kg 5 TL’ye yükseldi. Üretimde piyasayı düzenleyecek kurumlar oluşturulmadan pazarlama bölümünü anlatmak eksik olur.

Kaynak: Yeni Yaşam