Zeynel Bey Türbesi’nin (T)aşınması – Özgür Amed

Hasankeyf’te bulunan 550 yıllık “Zeynel Bey” Türbesi’nin bir garip yerinden taşıma işlemi gün boyu canlı yayınlarla verildi. Yetmedi ertesi gün de canlı yayınlar sürdü. Konuya dair uzman olarak görüş belirtmeyen sadece annem kaldı. Taşınma işlemi tam bir şova çevrilerek, az daha ne kadar vicdan sahibi, ne kadar doğa dostu olduklarına ikna edilecektik. Bir felaket, bir başarı olarak tüm ideolojik aygıtlar üzerinden evlere, gözlere servis edildi. Sen kalk eşsiz güzellik ve değerde bir antik kenti sular altında bırak, koca bir tarihi yok et; insanların anılarını, belleklerini ve yaşamlarını suya göm, iki gram kapitalizm aşkına kültürel soykırıma yelken aç, sonra da kalk bunları görsel bir faşizme çevirerek tarihi, kültürel değerleri koruduğunu söyle. Elbette kendi içinde tutarlı bir vâka, çünkü modern Türkiye tarihi zaten bir “taşıma” tarihidir. Kürt ve Kürdistan’a dair mobilize aşkı tüm resmi raporların sayfalarına siner. Şark Islahat Planı’na, İbrahim Tali Öngören’in, Hamdi Bey’in, İsmet İnönü’nün, Celal Bayar’ın, Şükrü Kaya’nın, TSK’nın, MGK’nın raporlarına bakın. Çözümü hep Kürd’ü taşımakta, değer verdiğini kökünden koparmakta, yerinden etmede bulmuşlar. Cumhuriyet denen siyasallıktan “nakliyecilik” anlayan kaç ülke var bilmiyorum.

Yeri gelmişken, güncel bir konuya da değinelim. Geçenlerde AKP eşrafının kendi çalıp oynadığı bir ödül gecesi haberine denk geldim. Yılın belediyecilik ödülü “Sur Belediyesi”ne verildi. Belediyemize zoraki “taşınan” kayyum ödülü aldı ve kendisinin de inanmadığı birkaç söz söyleyerek sahneden uğurlandı. Son yılların en büyük kültürel kırımı ve ahlaksızlığı Sur’a yapıldı. İnsansızlaştırılan Sur’dan şov kotarma çabaları da hızlıca sürüyor.

Tarihe kıyanlar, tarihi koruma ödülü alıyor. Tarih dille, düşünce ile taşınır, yerinden edilerek değil. Yer değiştirme öze bir saldırıdır. Durum biraz şuna benziyor: Bir insanı felç ediyorsunuz sonra ona tekerlekli sandalye veriyorsunuz. Konuştuğunuz şey de o felçli değil, sandalyenin kendisi. O insan neden felç edildi, neden hayatına kıyıldı noktasında suskunluk sürerken, verilen tekerlekli sandalyenin ne kadar güzel ne kadar şık olduğunu anlatıyorsunuz.

Zeynel Bey Türbesi de benzerdir. ‘Hasankeyf’e neden kıyıldı, nasıl yok edildiği’nin hesabı yok, türbenin ne kadar yüksek bir teknoloji ile bilmem nasıl bir başarı ile altına tekerlekler koyularak götürüldüğü aktarılıyor. Bu durum açık bir çarpıtma, cinayeti örtbas etmeye yönelik bariz bir kurgudur. Talandan, vahşetten hümanizm ve tarih bilinci devşirme operasyonudur. Açıktır ki, bu işten insancıllık çıkmaz.

Geçen yıl yitirdiğimiz değerli vicdan Eduardo Galeano, başyapıtı “Amerika’nın Kesik Damarları”nı (1971) yazdıktan yedi yıl sonra, kitaba dair bir değerlendirme makalesi yazar. O makalede şunu der: “Tarih, bir müzeyi gezer gibi okunur. Bu mumyalar koleksiyonu dolandırıcılıktan başka bir şey değildir. Bugünümüz konusunda olduğu gibi, geçmişimiz konusunda da bize yalan söyleniyor. Gerçekler bizden gizleniyor. Ezilenlere ezenlerin yarattığı uzak, sersemlemiş ve kısır bir bellek mal edilmeye çalışılıyor. Ezilenler böylelikle, başka bir seçenek yokmuş gibi, kendilerinin olmayan bir hayatı yaşamaya boyun eğeceklerdir.”

Galeano’nun altını çizdiği tarih ve onun boyun eğdirme pratiği, Zeynel Bey Türbesi’nde “tarih-kültür” ikilemi olarak önümüze geliyor. Türbe, milli kültür çerçevesinde özcü bir yaklaşımla, aynı zamanda bir sanat yapıtı olduğu unutulmadan, egemen tarihin kodları ile piyasalaştırılarak sahte bir kültürel alana alenen çekiliyor. Lakin milli kültür kılıfı kurtaramaz! Olan biten, kendi yarattıkları bir kırım kültürüdür. AKP ile tavan yapan ve sürekli cilalanıp satışa sunulan bir “duruma göre kültür yaratımı” var. Anın ruhuna uygun, “kültür” adı altında bir şeyler yaratılıyor ve esas olanmış gibi maskeleniyor. Zeynel Bey Türbesi yerinden edilerek değersizleştirilmiştir. Değersiz kılma bir “tüketim” işidir. Tüketim, kapitalizmin öz kimliğidir. Bu bağlamda türbenin taşınması kültürel bir koruma, yeni bir üretim değil, tersine, bütünlüklü bakıldığında sistemin tüketimidir. Türbe, öznelliğini kaybederek nesneleştirilmiştir. Adorno’nun bahsettiği “Kültür Endüstrisi”, tam da türbenin başına getirilen popüler devşirmecilik halleridir.

Önemli olduğuna inandığım için bu türbe taşınmasının neden kültür endüstrisine girdiğine kısaca değinmeye çalışayım.

Adorno (Horkheimer ile beraber) şunu diyor:

“Kültür endüstrisi durmadan vaat ettiği şeylerle tüketicisini durmadan aldatır. Fiyakalı olay örgüleriyle görüntülerin vaat ettiği haz, vadesi sürekli uzatılan bir senet gibi geciktirilir. Bu gösteri, haince bir biçimde hiçbir zaman yerine getirilemeyecek bir vaatten ibarettir; tıpkı yemek yemeye gelen müşterinin menüyü okumakla yetinmesini beklemek gibi…”

Yukarıdaki alıntıdan hareketle şunlar denilebilir:

Birincisi, türbenin taşınması Hasankeyf kıyımını unutturmaya çalıştığı için, bireyin kapitalizmi özümsemesini kolaylaştırmak amacı güden kültür endüstrisinin çemberine girer. Hasankeyf’in sular altında kalmasının bir kapitalizm sorunu olduğunu söylemeye gerek yok. İkincisi, türbe için yaratılan yoğun ilgi, yoğun demeç bombardımanı, taşınmanın yüksek reklam sirkülasyonuna sokulması, Hasankeyf’in yok edilmesini normalleştirici, zihinsel bir oyalama ile geçici kaçış sağlamak hedeflendi. Adorno da tam olarak şunu söylüyor: “Reklam, kültür endüstrisinin yaşam iksiridir. Reklamın arkasında sistemin egemenliği gizlenmektedir”

Üçüncüsü; türbe tüketim toplumunun beğenisine sunularak gösteriye çıkarılıp, estetize edilerek sistemin basit eklentisi haline getirildi. Kültür endüstrisinin “uyum”, “itaat” dediği aşamaya da varılmış olunuyor.

***

Kısacası, kendi egemenliğini perde arkasında pekiştiren bir aldatma işinin, “kültür”, “tarih”, “değer” etiketleriyle ambalajlandığını ve bize sunulduğunu görüyoruz. Fiyakalı taşıma tanıtımının vaat ettiği hazzı, kültür endüstrisinin üzerinde spekülasyon yaptığı binlerce bilinç tatmış olabilir, ama bizim damağımızda acı bir tat bıraktı. Zeynel Bey Türbesi taşınmadı, aşındı…

Kaynak: Özgürlükçü Demokrasi